Başlangıçta bir çocuk kitabı gibi görünse de devamında oldukça derin mesajlar verdiğini anladığım kitap.
Bir uçak ile korunmak için götürülen çocuklar, uçağın düşmesi sonucu bir adada mahsur kalırlar. Kurtulanlarin hepsi 6 ila 12 yaş arasındaki çocuklardır. Uçaktan sağ çıkan tek bir yetişkin bile yoktur. Bu ilk anda kural ve otoritenin olmadığının mutluluğu gibi hissedilse de sonraları büyük bir kaos yaratacaktır. Bir lider seçmeleri gerektiğinin farkına varan çocuklar demokratik yollarla ilk liderlerini belirlerler ne var ki aralarından biri bu lideri kabullenmez bir türlü. Jack adındaki bu çocuk, ilerleyen zamanlarda zor kullanarak ve diğer çocukların çaresizliğinden faydalanarak kendi kabilesini kuracaktir. Ralph ve onun destekleyenler de başka bir grup olacak ve adadaki kaotik ortam bu vesileyle oluşacaktır. Ralph, demokrasi ve iyiliği temsil ederken, onun yanında yer alan, akıl hocası domuzcuk ise; aklı ve sağduyuyu temsil etmektedir. Jack ise, avlanmalar ile iyice vahsileserek, diktatörlük ve kötülüğü temsil etmektedir. Kitabı okurken insan bir noktada şunu sorguluyor. İnsan doğuştan iyi ya da kötü müdür? Bu çocuklar, koskoca bir adada neden birlikte yaşamaya, el birliği ile kurtulmaya calismamislardir? Yanlış olan şeylerin savunuculugunu yapanlar neden birden bire bu kadar güç temsili olmuştur? Neden demokrasi, insan iyiliği bu derece yok edilmiştir? Demem o ki kitap insanlık tarihinde, süregelen güç hegomanyasinin bir tasavvurudur nitekim. İnsanın içinde iyilikle beraber kötülük de kol koladir. Hangisini beslersen o yürütür tüm yolları diyen etkilendiğim bir kitap oldu. Keyifli okumalar.