Kitap o kadar güzel ki bir yandan da üzülmekten içiniz gidiyor. Drogo’nun o «en güzel günler henüz yaşanmamış olanlardır ve ben onları yaşayacağım bir gün» hissiyatı ile hep umut içinde sayfaları çeviriyorsunuz. Sonra bir yıkıntı, bir yıkıntı daha…
Henüz hem gençliğinin hem de mesleğinin baharında yalan söylenerek ‘ha bu gün ha yarın’ denilerek bütün hayalleri elinden alınmış Drogo’nun. Maalesef öyle bir zaman geliyor ki artık umut etmek için de hayal kurmak için de çok geç kalınmış. Yapılması gereken tek bir şey var; kendi başrolünde bile olmadığı hikayesini artık sonlandırmak. Bir hayal ya da masalsı bir anlatı uğruna heba edilmiş bir ömür. Kara kışlarda koruyup bahara kavuşturduğu çiçeğini dermek hayali bile elinden alınmış bir kişi Drogo. Ona sıradan bir kişiymiş gibi davranan annesi, hiç sormayan kardeşleri, kendi askeri ikbali için bütün askerlerinin kaderleri ile oynayan albayı, korkakça davranıp ondan rol çalan ve ölüm döşeğinde onu kaleden kovan arkadaşı Simeoni, ölene kadar buradayım deyipte emekli olup kaleden giden Ortiz… hepiniz ama hepiniz Drogo’ya bir gelecek borçlusunuz.
Tatar Çölü’nde heba olmuş koskocaman bir ömür…