David Hume, İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma'nın [Enquiry Concerning Human Understanding] X.bölümünde, rasyonel bir insanın bir mucize anlatısına, mucizeyi anlatan kişinin yanılmasından daha büyük bir mucize meydana gelmediği müddetçe, hiçbir zaman inanmaması gerektiğini söyler.
Bazı felsefe öğrencileri felsefeye ilişkin pek de mantıklı olmayan yüksek beklentilere sahiptirler. Onların felsefeden beklediği beklediği şey, onun insana ilişkin bütünlüklü ve detaylı bir resim çizmesidir. Onlar; felsefenin, hayatın anlamı üzerindeki örtüyü kaldıracağını ve karmaşık varoluşlarımızın her bir yönünü açıklayacağını düşünürler. Ancak felsefeyle meşgul olmak, her ne kadar hayatımıza ilişkin temel soruları aydınlatabilse de, -böyle bir şeyden söz etmek mümkünse- bize hayatın bütünlüklü bir resmini veremez. Felsefeyle uğraşmak; sanat, edebiyat, tarih, psikoloji, siyaset ve bilimle uğraşmaya bir alternatif değildir. Bu birbirinden farklı alanların her biri, insan yaşamının ayrı ayrı yönlerini kuşatır ve her biri farklı türden kavrayışlar sağlar. Herhangi bir kimsenin yaşamındaki bazı görünümler felsefi ve belki de başka türden analize de meydan okur. Dolayısıyla felsefeden çok da fazla bir şey beklememek önemlidir.
Eğer kadınların erkekleri kaynakların paylaşımına ikna etmekten başka bir sebeple seksle ilgilenmedikleri varsayımının doğru olduğunu kabul edersek, niçin insan dişileri alışılmadık ölçüde bereketli bir cinsel kapasiteye sahip olacak şekilde evrim geçirsinler? Niçin cinsel etkinliği, neredeyse diğer tüm memelilerin yaptığı gibi doğurgan oldukları bir kaç gün ile sınırlandırmasınlar?
Korkmamalıyım. Korku katilidir aklın. Korku, mutlak yıkım getiren küçük ölümdür. Korkumla yüzleşeceğim. Onun etrafımdan ve içimden geçip gitmesine izin vereceğim. Ve geçip gittiğinde, onun izlediği yolu görmek için iç gözümü kullanacağım. Korkunun geçtiği yerde hiçbir şey olmayacak. Yalnızca ben kalacağım.