“Çünkü İstanbul’dayken ikinizin de aklının ucundan geçmeyecek bir hayat kurmuştu kendine… aklınızın ucundan geçmezdi; çünkü böyle bir hayatın olabileceğinden bile haberiniz yoktu buradayken. Kimseye hesap verilmesi gerekmeyen, bağımsız, özgür, korkmadan, çekinmeden aklına geleni rahatça söyleyebildiğin bir ortam… Ama işte, sen rahat değildin o ortamda… Önünğ arkanı, sağını solunu kollamadan yaşamaya alışkın değildin. Düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü gibi şeylerden söz etmiyorum… Oraya gelene kadar … doğuştan hak olarak bellenmiş, sorgulamayı kimsenin düşünmediği, nefes almak su içmek kadar doğal bir kişilik özgürlüğü.”