Bir insanın önüne varımızı, canımızı sürerken bir yandan da gayet iyi biliriz ki er geç on yıl içinde servetimizi o insandan esirgeyecek, canımızı kendimize saklamayı tercih edeceğiz.
Ve zaten aşkı sadece yalanın ateşlediği ve sadece ıstıraplarımızın bize acı çektiren kişi tarafından dindirildiğini görmek ihtiyacımızdan ibaret olduğu bir dünyada nasıl olurda yaşamaya cesaret edebilir , kendimizi ölümden sakınmak için kılımızı kıpırdatabiliriz ki?
Bazen bu durumda yaşadığımız hayal kırıklığı, unuttuğumuz eski bir tasayı uyandırır içimizde; o tasanın söz konusu kadından değil, geçmişimizde sıralanan ihanetlerin faili olan başkalarından kaynaklandığını bildiğimiz halde.