Toprak Ana, savaşın ortasında insanın nasıl parçalandığını değil,
nasıl ayakta kalmaya mecbur kaldığını anlatan bir roman.
Nasıl ki bir ailenin veya bir kabilenin bir reisi vardır, bu romanda da toprak bütün insanlığın reisidir.
Tolgonay ise bu düzenin içinde lider ruhun, takım ruhunun temsilidir.
İç dünyası kırılgan, yorgun ve insanidir;
fakat dışarıya verdiği vibe, her şeye rağmen mücadele etmek zorunda olan güçlü bir karakterin duruşudur.
Bu yönüyle Tolgonay, hem takım ruhunun hem de devlet–halk ilişkisinde olması gereken ahlaki tutarlılığın sembolüdür.
Savaş, romanda insanların sınandığı büyük bir imtihandır.
Ahlakın, erdemin ve insanlık onurunun test edildiği bir sınav…
İster bunu Allah–insan–kulluk ilişkisi üzerinden okuyun, ister devlet–millet–milliyetçilik bağı üzerinden.
Savaşın ortasında açlıktan, yokluktan, sevdiklerinin ölümünden sonra insanlar başka şeylerini de kaybeder.
Bir kısmı ahlakını, erdemini ve sözlerinde, dillerinde anlattığı “kendini” kaybeder.
Yiyecek hiçbir şeyin kalmadığı günlerde insanlar, ellerindeki buğdayı ve arpayı sadece kendilerini doyurmak için değil,
halkın çıkarı için tohumluk olarak devlete teslim ederken;
aynı tohumları sadece kendi menfaati için çalanlar da vardır. O tohumları ve ekecek, biçecek atları çalanlar.
Eleştirmekten, konuşmaktan, dilindeki milliyetçilikten başka hiçbir şey yapmayan insanlar vardır,
etrafınızda her şeyi bilen veya savaş naraları atan tipler…
İşte böyle sıkışık bir durumda ilk önce çökecek, gemiyi terk edecek olanlar onlardır.
Buna karşılık, maddi ve manevi birçok şey kaybetmesine rağmen
insanlığa, toprağa bağlılığını kaybetmeyen Tolgonay gibi karakterler vardır.
Üreten, çalışan, duruşuyla vatanına ve milletine faydalı olmaya çalışan insanlar…
Bu durum, romanın içinde milliyetçilik–devlet–menfaat