Adem Yavuz

Adem Yavuz
@Tasplak1
Dışarıda aramayı bıraktım... Anladım ki, ne varsa içimde var. instagram.com/adeyavuz?igsh=c...
İşçi
lise
Karabük
Karabük
926 okur puanı
Eylül 2019 tarihinde katıldı
SENİ BENDEN AYIRMAM (EĞER BENİM GİBİ OLURSAN!!!)
Puan vermedi·96 syf.··
2026 7. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 10 Şubat 2026 01:02
Ötekileştirme bir eleştiri olarak sunuluyor. Ama ben burada ciddi bir çelişki görüyorum eserde. Bir taraftan “kimse dışlanmamalı”; ama öbür taraftan x kişileri kendilerini gibi olmaları gerektiğini kabul eden bir bakış var. Yani kitap aslında “onları dışlamayalım” derken, açık açık “ama bizim gibi olsunlar” diyor. Oysa biri zaten bizim gibi olduktan sonra dışlanan bir “öteki” olmaktan çıkıyor; kabul edildiği anda kendi kimliğinden vazgeçmiş oluyor. Bu yüzden bende şu his oluştu: “X grubuna ayrımcılık yapmamalıyız; ama olduğu gibi de kabul edemem, benim gibi olmak zorunda.” Bana göre bu, dışarıdan kapsayıcı gibi görünen ama gerçekte dönüştürerek yine dışlayan bir bakış. Yani kitap dışlama yapmamalıyız derken ve bunun üzerine bir ahlaki temel oturtulmaya çalışırken başka bir ahlaki ilke ile çatışıyor. Ama benim bütün incelemem bu dışlama bakış açısının etik olup olmadığından ziyade, romanda dışlamadan kaynaklı dönüştürme isteğinin romantizmine karşı bir eleştiri olacak Bu dönüştürme arzusunu insani bulacak olsam bile, bunu ahlaki bir temelden ziyade daha ‘medeni’ şartlarda ya da herkesin birbirine yakın bir dünya görüşünde yaşaması yönündeki bir dönüştürme çabası olarak görürüm; ve tam da bu nedenle, benim için bu yine romantik bir bakış açısıdır. Zaten kitapta İbn-i Haldun’a yapılan göndermeler de bunu gösteriyor; eser, bir bakıma onun birçok tespitine edebi bir karşılık veriyor. Ancak ben fikrî olarak İbn-i Haldun’un tarafındayım. Bu taraf benim için bir fanatizm değil, tarihin ve toplumun nasıl işlediğine dair daha sağlam bir zemin. Bu yüzden kitabı “insanca” ama romantik görüyorum. Açık söyleyeyim: Irkçı biri değilim. Hangi ırktan olursa olsun iyi insan benim başımın tacıdır. Ama dünya sadece bireylerden ibaret değil; insanlar topluluk hâlinde, yani kompakt bir
1000Kitap
ÇingeneAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20253,985 okunma
Reklam
Puan vermedi·158 syf.··
2026 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 03 Ocak 2026 02:02
Bir Doktorun Hatıra Defteri, bakıldığında bir doktorun taşrada yaşadığı mesleki zorlukları anlatan kısa anılardan oluşur. Oysa roman baştan sona, insanın — zihninde dönüp duran kaygıların, özgüvensizliklerin, baskıların ve cahillikle mücadelenin aynasıdır. Bulgakov bu sorunları çözmüyor; ama onları olduğu gibi gösteriyor bize. Çünkü bazı dertler çözülmez, sadece alışılır. Bu kitapta asıl mesele “nasıl durdururum bu düşünceleri?” değildir. Kaygının, tasanın, zihinsel gürültünün nasıl bastırılacağına öğretmez bize. Çözümler ya yoktur ya da olsa bile uygulanması neredeyse imkânsızdır. Genç doktorun hikâyesi, bu yükle yaşamayı öğrenmenin yoludur. Kitabın en çarpıcı bölümlerinden biri olan “Yıldız Döküntüsü”, Bulgakov’un yazarlık tarzını benim adıma en belirgin biçimde gösterdiği yerdir. Bu bölümde doktor, frengi olan bir hastayı sorumsuzlukla, cehaletle ve batıl inançlarla suçlar. “Bir gargara ver de iyileşeyim” diyen hastayı küçümser, onu akıl dışı düşünen batıl inanç içinde boğulmuş biri olarak görür ki haksız sayılmaz. Ama Bulgakov burada bütün cevapları okura bırakan bir şey yapıyor. Doktor, başkasını cehalet ile suçlarken aslında kendisi de mesleki açıdan eksiklerini sürekli ya yapamazsam korkusuyla görüyormuş gibi olsada esasında gördüğü özgüvensizliği ve korkusudu, kendi mesleki eksikliğini fark etmez. Bunu bir kaç yerde daha görmüştük Frengi olan Baba, bir süre sonra bir mektup bırakıp ortadan kaybolur. Ardından eşinde ve çocuklarda da frengi ortaya çıkar. Metin burada durur. Açıklama yapmaz. Yorum yapmaz. Suçlamaz. Çünkü frengi sıradan bir hastalık değildir; cinsel yolla bulaşır. Bu bilgi bize babanın eşini aldatmış olabileceğini ve hatta cocuklarda hastalığın görülmesi ise, ister doğumdan bulaşma ki bu düşük ihtimal ister daha karanlık ihtimaller üzerinden
1000Kitap
Genç Bir Doktorun AnılarıMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202332bin okunma
HAYAT GİDENE DEĞİL, KALANA ZORDUR…
10/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2025 7. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Aralık 2025 02:27
Toprak Ana, savaşın ortasında insanın nasıl parçalandığını değil, nasıl ayakta kalmaya mecbur kaldığını anlatan bir roman. Nasıl ki bir ailenin veya bir kabilenin bir reisi vardır, bu romanda da toprak bütün insanlığın reisidir. Tolgonay ise bu düzenin içinde lider ruhun, takım ruhunun temsilidir. İç dünyası kırılgan, yorgun ve insanidir; fakat dışarıya verdiği vibe, her şeye rağmen mücadele etmek zorunda olan güçlü bir karakterin duruşudur. Bu yönüyle Tolgonay, hem takım ruhunun hem de devlet–halk ilişkisinde olması gereken ahlaki tutarlılığın sembolüdür. Savaş, romanda insanların sınandığı büyük bir imtihandır. Ahlakın, erdemin ve insanlık onurunun test edildiği bir sınav… İster bunu Allah–insan–kulluk ilişkisi üzerinden okuyun, ister devlet–millet–milliyetçilik bağı üzerinden. Savaşın ortasında açlıktan, yokluktan, sevdiklerinin ölümünden sonra insanlar başka şeylerini de kaybeder. Bir kısmı ahlakını, erdemini ve sözlerinde, dillerinde anlattığı “kendini” kaybeder. Yiyecek hiçbir şeyin kalmadığı günlerde insanlar, ellerindeki buğdayı ve arpayı sadece kendilerini doyurmak için değil, halkın çıkarı için tohumluk olarak devlete teslim ederken; aynı tohumları sadece kendi menfaati için çalanlar da vardır. O tohumları ve ekecek, biçecek atları çalanlar. Eleştirmekten, konuşmaktan, dilindeki milliyetçilikten başka hiçbir şey yapmayan insanlar vardır, etrafınızda her şeyi bilen veya savaş naraları atan tipler… İşte böyle sıkışık bir durumda ilk önce çökecek, gemiyi terk edecek olanlar onlardır. Buna karşılık, maddi ve manevi birçok şey kaybetmesine rağmen insanlığa, toprağa bağlılığını kaybetmeyen Tolgonay gibi karakterler vardır. Üreten, çalışan, duruşuyla vatanına ve milletine faydalı olmaya çalışan insanlar… Bu durum, romanın içinde milliyetçilik–devlet–menfaat
1000Kitap
Toprak AnaCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202277,7bin okunma
Puan vermedi·224 syf.··
2024 8. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 18 Aralık 2024 21:30
Yalnızlık kalabalıklardan öte, mekanlardan öte içsel bir durumdur. Diğeri aşılabilmesi kolay bir durumdur. Ama içsel olanı aşmak yine için derinliklerinde yatan o gizli arayış halinin içindedir. Mesele onu bulmak değil de onunla dost olabilmekte yatar. İnsan ne aradığını bilmez veya bulamaz değil, kabul edemez, veya düşman kesilir veya birçok başka başka sebepler. Yalnızlık aslında yalnızlık değildir. "Varlık Yunus'un yalnızlığında gizlidir Yokluk Sultan'ın çokluğunda Nice tek başına kaldı Yunus Nice tek kalmaktan korktu Sultan Biri yalnızlığında özüne kavuştu Öbürü çokluğunda kaybetti her şeyi Birine özü yoldaş oldu Öbürüne çokluk hebâ Yalnızlık; tek başına kalmak değildir..." Güçlü biri iman ve teslimiyettir kabul edemediğimiz nokta. Bunu başarıldığında görülecek yalnız olanların kalabalıklar olduğu aslında, bakınız "Tehdit ve dehşet günden güne artıyor. Sığınacak bir yer sağlayan karanlık bir duvar misali duaya sığınıyorum, bir manastir hücresindeymişçesine duaya kapatıyorum kendimi, duadan daha "kendimde", daha yoğunlaşmış ve güçlü çıkıyorum. Duanın kapalı hücresine kapanmak benim için gün geçtikçe daha büyük ve daha nesnel bir gerçeklik halini alıyor."s.25 - Ruh acısı hayata dair bir deneyim ve onları içselleştirmenin bir yoludur. Esasen bu durum bu imanı kuvvetlendirme yönünde iyi bir dayanak ve temellendirmedir. Mesele bunu başarabilmek meselesidir. "Eğer bütün bu acı, ufuklarımızı genişletmez, bizi daha insan kılmaz ve bu hayatın küçük ve gereksiz şeylerinden kurtarmazsa bir gün boşa çekilmiş demektir."s.60 Dediği gibi imanımızı kuvvetlendirmiyor ve bizi yıkıp isyan ettiriyor ise boşuna yaşanmış demektir. Çok zor durumlar kaçınılmazdır. Hastalık, ölüm, iş hayatı vs. vs. Bunlar yalnızlığın kapısının anahtarlarıdır. Bu kapıdan girmek kaçınılmazdır. Ama ne tür
Alıntı
Ruhun YalnızlığıEugenio Borgna · Yapı Kredi Yayınları · 2020558 okunma
Acı+inanç(anlam)=mutluluk(erdem)
Puan vermedi·80 syf.··
2024 7. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 10 Aralık 2024 09:33
Nedir bu palyatif. Tıpta temelde tedavisi olmayan hastalıklarda, hastanın acılarını azaltmak veya gidermeye yönelik tedaviyi anlatır. Yani şöyle diyelim, palyatif kelimesi kitapta acının üstünü örtmek anlamında kullanılır. Bir de kitapta geçen algofobi bölümü var; acıdan korkmak, yani palyatif tedavinin doğurduğu birey. "Bedensel hisler içerisinde yalnızca acı, insanın teknesini yüzdürebileceği, onu denize taşıyacak suyu tükenmez bir nehir gibidir. Haz, insanın peşine düşmeye çabaladığı her yerde, bir çıkmaz olduğunu açığa vurur." Walter Benjamin Bu sözler beni İngmar Bergman'ın yönettiği çığlıklar ve fısıltılar (1972) adlı filmden bir sahneye götürdü. Filmi izleyenlerin zihninde canlanacaktır. Kanser tedavisi gören bir hastaya bakıcılık yapan Anna isminde bir bakıcı vardır. Bakıcı yalnızdır ve ufak bir kızı ölmüştür geçmiş zamanda. Yüreğinde onun acısını taşır ve onun acısının ve yalnızlığın verdiği negatif haz ile doludur. Ama ona rağmen mutludur. Anna her sabah kalktığında üstünü giyinir, güzelce hazırlanır ve sonra kızının resminin karşısına geçip dua etmeye başlar, "sana müteşekkirim Tanrım, bu sabah mutlu bir şekilde uyandığın için ve huzurlu bir geceyi bana bahşettiğin için. Bugün ve her gece sana yalvarıyorum küçük kızımı cennetinde barındır ve ona sahip çık, engin bilgin de yanına aldığın kızıma." Doğa bittikten hemen sonra bir sahne var. Dua sonlanır sonlandığı anda eline bir elma alır ve ısırmaya başlar. İşte burada yönetmen bize acının insanın nasıl denize ulaşmak için teknesini yüzdürebildiği nehir olduğunu gösteriyor. Acı duygusu geçince yine günaha dalacağını görüyoruz. Dua ve ardından yenen elma metaforu ile. Ne demişti Mevlana, "Dert insanı Allah'a götüren bir buraktır." Ve Kur'an-ı Kerim'de "insana bir zarar dokunduğunda bize yalvarır. Sonra kendisine
Alıntı
Palyatif ToplumByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20244,333 okunma
Reklam