OPHELİA
Güzel öğütlerin kulağımda küpe kalacak,
Ama kardeşim, sen de pek benzeme sakın
Şu iki yüzlü papazlara
Bizi dikenli, sarp cennet yollarında sürerler
Kendileriyse, aldırmayıp verdikleri talkına
Göbekli, gamsız, kaygısız çapkınlar gibi
Zevkin gül bahçelerinde gezerler.
Kulübemiz kurtulmuştu ama Yaşlı Sun'un şansı yaver gitmemişti. Feng şui uzmanı onun evinden hoşlanmıştı. Yoldaş Başkan evi boşaltmalarını talep etti ama Yaşlı Sun bir köşeye sinmiş bebek gibi ağlıyordu. Taşınmak istemiyordu. Başkan ona dedi ki: "Ne ağlıyorsun? Komün sana yeni bir ev inşa edecek."
Yaşlı Sun elleriyle başını kavrayarak ağlamaya devam etti, fakat hiçbir şey söylemedi. Karanlık çökünce, başka seçeneği olmadığını gören başkan, Yaşlı Sun'u ve eşyalarını kapının önüne koymaları için birkaç delikanlı getirdi.
İnsan zaman denen parmaklıkların arkasına kapatılmış bir suçlu.
Demansa yakalanmış insan duvarların gitgide daraldığı hapishaneye kapatılmış bir suçlu. Duvarlar gittikçe daha hızlı daralıyor. Nefesim kesiliyor.
"Arkadaş onurum üzerine söylüyorum ki," Zerdüşt cevap verdi, "senin söylediklerinin hiçbiri yok. Şeytan da yok, cehennem de yok. Senin ruhun bedeninden daha çabuk ölecek. O sebeple daha fazla korkma."
Sanki ben duyayım diye yazmış Nietzsche bu satırları.