Korku, cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir.
Kumar bağımlısı genç bir adamı intiharın eşiğinden kurtaran yetişkin bir kadının serüveni... İntihar etmesini engelledikten sonra onu bu tutkusundan kurtarmak için elinden geleni yapıp, ona yeminler ve tövbeler ettirip vazgeçirdiğini sanan, daha sonra bütün çabalarının boşa gittiğini görmesi kadını derinden yaralamıştır. Adamın bu tutkusunu yadırgayıp engel olmaya çalışırken aynı tutkuyla ona aşık olması, işleri daha da içinden çıkılmaz bir duruma sürüklemiştir. Stefan Zweig’ın yine bu muhteşem psikolojik romanını şiddetle tavsiye ediyorum.
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun “gönderen”inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: “Sana, beni asla tanımamış olan sana.” Kadın büyük tutkusunu hep bir “bilinmeyen” olarak, tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde “taraflar” değil, sadece tek bir “taraf” vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi?
Zweig, okurunu bir kez daha insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda “mutlak aşk” kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal !