İkisine de mazi hakimdi. Hep geçen günleri düşünerek yürüyorlardı. Bir kibrit alevinin muvakkat ışığında görünüp kaybolan eşya gibi, birçok hatıralar parlayıp sönüyordu.
Kendimizin farkına vardığımız günden itibaren hepimiz, önemli, sevilen ve sayılan insan olmak isteriz. Bu, vazgeçemediğimiz, içgüdüsel bir tutkudur. Bu tutkuyu doyuramadığımız sürece mutsuz oluruz. Hayatımız boş ve anlamsız olur. Yaşama bağlılığımız giderek azalır. Uzun lafın kısası küseriz.
Ruhsal çatı, bütünlüğünün bozulacağını, parçalanacağını, yani gerçeklerden kopacağını hissettikçe, bu parçalanmaya mani olmaya çalışmaktadır. Bir yandan sevilme, sayılma, önemsenme isteği karşılanmadığı için hayal kırıklığı yaşanması, bir yandan da ruhsal çatının tüm savunma hatlarıyla sağlıklı kalmaya direnmesi, kişinin kendi kendisiyle karşı karşıya gelmesine ve tam bir içsavaş yaşamasına neden olmaktadır. Bu savaşın sonunda savunma hatları yavaş yavaş yıkılır ve ortaya çıkan ağır bunaltı ve sıkıntı öyle dayanılmaz boyutlara gelir ki, en şiddetli sancıların bile önüne geçebilir. Kişi o dönemde çatlayacağı, parçalanacağı ya da kontrolünü kaybedip etrafındaki her şeye, herkese kendisine bile zarar verebileceğinden korkar. Sonunda ruhsal çatı parçalanır ve savaş biter.