George Orwell'le ortaokul zamanlarında "Hayvan Çiftliği" kitabıyla tanışmıştım. O zamanlar Hayvan Çiftliği kitabı beni o kadar etkiledi ve içine çekti ki, resmen hayran kalmıştım ve hala da beni içine çekiyor.
Kitabı okuduktan sonra da her yerde 1984 kitabının Hayvan Çiftliği'nden daha fazla övüldüğünü, daha fazla konuşulduğunu ve daha fazla sevildiğini de duyunca içimden "Hayvan Çiftliği de çok güzel, acaba neden 1984 kadar konuşulmuyor?" diye kendi kendime hep sordum. Ancak 1 ay öncesinde okumaya başladıktan ve dersler, finaller derken anca yeni bitirdikten sonra kitabın niye bu kadar sevildiğini şimdi de anlamış oldum. Çünkü Hayvan Çiftliği kitabı eğer iyi bir eserse, 1984 de bir olağanüstü, şaheser, harika bir kitaptır.
George Orwell resmen bu kitapta arşa çıktı, tabiri caizse. Zaten Hayvan Çiftliği'yle beni aşırı etkileyen Orwell, 1984'le de beni resmen kendi dünyasının da içine çekmiş oldu.
Kitabı her elime aldığımda ve okuduğumda, adeta o kitapta anlatılanları resmen tamı tamına yaşadığımı hissettim. Ve her okuduğumda da içim o kadar karamsar, o kadar kötü oldu ki resmen canım sıkıldı. Ama bu can sıkıntısı elbette Orwell'in kötü bir yazar olmasından değil, keza Orwell başarılı bir distopya yazdığı için ve bu dünyaya da bizi çekebildiği için. Tabi kitapta anlatılanları birebir yaşamasak da benzerlerini gördüğümüz, duyduğumuz, okuduğumuz ve de tanıklık ettiğimiz bir dünyada yaşıyoruz. Kitabın beni bu kadar etkileyebilmesinin nedenlerinden birinin de bu olduğunu düşünüyorum.
Tabii, sosyalist olan George Orwell'in bu distopyayı sosyalizm üzerinden anlatması da ayrı bir bilgi, buraya da yazayım. Ancak bu distopya, her ne kadar sosyalizm üzerinden yazılmış olsa da bütün sistemlere yönelik bir eleştiri içeriyor. Keza çok fazla alegori, çok fazla sembol var ve bu da