Bu eseri saymazsak bugüne kadar Franz Kafka'nın yalnızca iki eserini okudum, daha doğrusu okumaya çalıştım: Şato ve Dönüşüm. Bu iki kitabı okumaya çalışırken hem bu eserleri ve Franz Kafka'nın dilini bir türlü anlayamadım hem de canım aşırı sıkılmıştı, dürüst konuşmak gerekirse. Hatta Şato'yu yarım bırakmıştım bundan dolayı ve Amerika eserine kadar da Franz Kafka'nın eserlerini de elime alamadım. Ancak bu sefer önyargımı yıkmaya karar verdim ve bu Amerika eserini sonuna kadar okumaya çalıştım, ki konusunu da önden incelediğimde ilgimi çekmişti çünkü bu aralar Amerikan tarihi ve yaşamıyla ilgili bir merakım söz konusuydu.
Ve kitabı bitirdim ancak benim Franz Kafka'ya karşı bir sevgim oluşmadı maalesef. Kitabın konusu önceki okuduğum Kafka eserlerine göre bir tık daha ilgi çekiciydi, ama hala sıkıcıydı yani en azından maalesef bana öyle geldi. Franz Kafka, büyük bir yazar ve ona karşı saygım da sonsuz ancak bu kitapla beraber benlik bir yazar olmadığını da görmüş oldum.
Ancak yaşadığım bu deneyim, elbette kitabı kötü yapmıyor. Kitap, belli sebeplerden ötürü 16 yaşında Amerika'ya gönderilen Alman göçmen olan Karl Rossmann'ın Amerika'da başına gelen olayları anlatıyor. Kafka, bu eseri Amerika'ya hiç gitmemesine ve Amerika hakkında kendi kafasında mitleri olmasına karşın yazmış. Ölümünden sonra da en yakın arkadaşlarından olan Max Brod, eseri toplamış ve onun ölümünden birkaö sene sonra yayımlamış.
Amerika'ya hiç gitmemesine rağmen Kafka'nın yazdıklarının dönemin Amerika'sında ve bazılarının günümüz Amerika'sında hala geçerli olması da kitabı bir tık daha anlamlı kılıyor, onu söyleyeyim. Bunun dışında bence Kafka, Karl ve başına gelenler üzerinden de Amerikan sistemine çok güzel bir eleştiri yöneltmiş ve bu sistemi alt metinlerle olaylar üzerinden çok