Merkezi otoriteyle herhangi bir sebeple farklı düşen marjinal guruplann toplum nazarında kötü ya da haksız gösterilmelerinin yegâne yolu, onların genel ahlâka aykın bir takım ithamlarla suçlanmalarıdır.
Anadolu'ya gelen Türkler'in, bilhassa göçebe, yan-göçebe ve köylü kesimlerinin önemli bir kısmının, bir din olarak İslâm'ı kabul etmiş olmakla birlikte, kitabi ya da Medrese Islâmı olarak ta adlandırılan Sünni inanış ve yaşayış biçimini tam olarak benimseyip hazmedemedikleri, genel olarak biliniyor. Selçuklu-Beylikler ve Osmanlı'nın kuruluş ve büyüme dönemlerinde yaşanan tam olarak oturmamış siyasî yapı sebebiyle, günümüzdeki anlamda Anadolu'da homojen bir toplumsal yapının kurulabildiği söylenemez. Osmanlı hakimiyetinin yeni yeni sağlanmaya çalışıldığı ve dolayısıyla Osmanlı merkeziyetçi devlet anlayışının henüz benimsenmediği, XV. ve XVI asırlar Orta ve Güney Anadolu'sunda yaşayan, daha doğrusu yaşamaya çalışan sözünü ettiğimiz kesimlerin, içinde bulundukları psikolojik durumu izah etmek gerçekten güçtür.
İstanbul'daki Venedik elçilerinin II. Bayezit döneminde İstanbul'a gelen Özbek elçisi dolayısıyla kaleme aldıkları raporlarından anlaşıldığına göre, o devirde bazı toplumlar, başlarına giydikleri giysilerin renklerine göre isimlendiriliyordu. Buna göre, Özbekler Yeşilbaş, Safeviler Kızılbaş, Osmanlılar Akbaş, Gürcüler ise Karabaş olarak anılıyorlardı."
Bununla birlikte gayr-i müslimlerin sayısının çok az olduğunu söyleyebiliriz. Etnik bakımdan gelenlerin ise çoğunlukla Kırım Türkleri, Nogaylar, Kumuklar, Dağıstanlılar, Çerkesler ve Abazalar, kısmen Azeriler, Kazanlılar olduğu anlaşılmaktadır. Çerkeslerin de muhtelif kabilelerinden, yani Ubah, Bjedug, Sapsıg, Kabartay... gruplarınn geldiğini belirtelim. Özellikle Osmanlı vesikalarında daha ziyade "Çerkes Muhacirleri" ifadesinin yaygın şekilde kullanıldığı görülmektedir. Hatta Çerkes olmayanlar için de böyle denildiğine şahit olmaktayz.
Diğer taraftan genel olarak hepsi müslüman kabul edilen Çerkeslerin arasında da Islâmiyeti henüz benimsememiş olanların varlığını da dikkate almak durumundayız. Böyle bir kanaate varmamıza yol açan birtakım belirtiler görülmektedir. Mesela Takvim-i Vekayi'de yer alan bir haberde Niş'te bulunan Çerkes muhacirlerinden, yaşı on ile altmış arasında olan 80 kişinin "ümera-yı askeriye ve memurin ve erkan-ı mahalliye'nin de katıldığı eğlenceli bir törenle sünnet edildikleri ifade olunmaktadır. Asıl dikkat çekici olanı yaşları geçmiş olanların da bulunmasıydı, ki bunların hicretten sonra müslüman oldukları ihtimali ortaya çıkmaktadır