Şartlar o kadar ağırdı ki açlık ve susuzluk nedeniyle yeterince hızlı hareket edemeyen askerler etrafta dolanan hayvanların ve soyguncuların hedefi haline geliyor, tutsak edilenlerse 28 Eylül günü Dera'ya götürülüp boğazları kesilerek katlediliyordu. Katliamın boyutu öyle dehşet verici bir hal almıştı ki Avustralya 4. Süvari Tümeni Komutanı General Barrow, Dera İstasyonu'nda varıp boğazı kesilerek öldürülen ve soyulup öylece bırakılan Türk askerlerini gördüğünde şok olacak ve Lawrence'a bu eylemleri nedeniyle öfke kusacaktı. Fakat Lawrence ve beraberindeki asi Arapların katliamları bitmiyor, Dera-Şam yolunda yakaladıkları 400 kişilik Türk kafilesinin bir kısmını orada katledip kalanları da çırılçıplak soyarak çölün ortasında ölüme terk ediyordu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ertesi gün İmperial'daki yemek çok daha kalabalıktı. Seyfi Bey ve eşi Mebruke Hanım, Emin Bey, Cemal Paşa'nın eşi Seniha Hanım, Cemal Paşa'nın kardeşi Kemal Bey, onların arkadaşları hatta Hüseyin Cahit Bey ve eşi de katılmıştı. Sohbet esnasında Mebruke Hanım kızının eğitimli olması nedeniyle biraz şikâyet ediyor ve "Bütün genç kızlarımız biraz fazla tahsil ve terbiye gördükten sonra validelerini beğenmiyorlar. Onları adi görüyorlar. Ben buna çok kızarım. Bence valideler, kızlarını kendi seviyelerinden fazlaya çıkacak mertebede tahsile devam ettirmemelidirler. Varsınlar cahil kalsınlar," diyor, bu düşünce hiç katılmayan Mustafa Kemal. "Yüksek seviyede olan, kendi seviyesinden irfanen dün olanı beğenmez. Bu pek tabiidir. Fakat bu hal haddizatında şayan- takdir ve teşvik görülmek lazım gelmez mi? Her yeni yetişen kendinden eskisini beğenmeyecek kadar yükselirse o zaman, ancak o zaman ensal-i atiye yekdiğerinden kademe kademe yüksek seviyede bir silsile-i aliye vücuda getirebilir ki, terakki-i beşerin gayesi de budur" şeklinde cevap veriyordu.
General Hamilton, "Üzülerek söylemeliyim ki Türkler bizim bazı yeni birliklerimiz üzerinde manevi üstünlük sağlamışlardır. Dolayısıyla eğer Çanakkale seferi çabuk ve başarılı bir sonuca ulaştıracak ise bana büyük çapta yardımcı kuvvetler gönderilmelidir. İyi komuta edilen ve cesaretle savaşan Türk ordusunun karşısındayız!” diyordu. Bu talep üzerine İngiliz donanması binlerce askeri Arıburnu sahiline bıraktı ve çıkarmalar 20 Ağustos'a kadar sürdü.
Şüphesiz ki düşman askerlerinin yarattığı Efsunlu Kemal miti, içinde bulundukları umutsuzluğa dayalı psikolojik vaziyetin tezahürüydü. Yeniliyor ve buna efsunlu bir subayın, yani büyünün neden olduğunu sanıyorlardı. Halbuki yenildikleri olgu akıl, birikim ve cesaretti. Yarının Adamı savaşı yalnızca sahada değil, zihinlerde de kazanıyordu.