Matt

Eskiden insan biliyordu (ya da belki de seziyordu) ki, meyvenin çekirdeğini taşıması gibi, ölümü kendi içinde taşımaktadır. Çocuklann içinde küçük, yetişkinlerin içinde büyük bir ölüm vardı. Kadınlar, ölümü kucaklarında, erkeklerse göğüslerinde taşırlardı. O vardı işte ve ölüm, onların her birine garip bir ağırbaşlılık, sakin bir gurur verirdi.
Reklam
Görmeyi öğreniyorum. Bilmiyorum neden, her şey içimde daha derinlere işliyor, her zamankinden daha derinlere. Bir içdünyam varmış da bilmezmişim. Her şey şimdi oraya gidiyor. Orada neler olup bittiğini bilmiyorum.

Matt

, bir kitap okudu
8/10
·344 syf.·
Beğendi
·
13 günde okudu
·
2018 44. kitabı
Jack London
7.8/10 · 10,3bin okunma
Zira, Tanrı şayet yaptığının tam tersini yaparak da eşit oranda methedilmeye değer olsaydı, yaptıkları için O’nu methetmeye ne gerek kalırdı? Şayet geriye yalnızca despotik bir kudret kalacaksa, irade aklın yerini tutacaksa ve şayet tiranların tanımına uygun olarak en kudretlinin hoşuna giden şey doğru ise, Tanrı’mn adaleti ve hikmeti/bilgeliği nerede kalır?
Tanrı hakkında sahip olduğumuz en kabul gören ve en manidar mefhum, şu terimlerle yeterince iyi ifade edilmiştir: Tanrı mutlak surette mükemmel bir varlıktır*; ama bundan çıkan sonuçlar yeterince göz önünde bulundurulmaz. Bu sonuçlara derinlemesine nüfuz etmek için, tabiatta bambaşka mükemmelliklerin de var olduğunu, Tanrı’nın bu mükemmelliklerin hepsini birden taşıdığını ve her birinin en yüksek seviyede yine O’na ait olduğunu hesaba katmak gerekir. (*Skolastik felsefede Tanrı “ens perfectissimum” (Lat.), “en mükemmel varlık” olarak tanımlanmıştır.)
Reklam