Kış gelmişti ve yüzünü gizlemeden bize gösteriyordu. Soğuğunu bir elçi gibi göndermişti önceden, şimdi ise yılın ilk karı yağıyordu. Toprak yol düşen her kar tanesiyle çamurlaşırken ağaçlar, mücevherlerini kuşanmış bir kadın gibi dallarında saklıyordu küçük taneleri. Kamyoneti kenara çekip çantamdan defterimi çıkardım. Bu ânın, yılın ilk karının kayıtlarıma geçmesini istiyordum.
Arsıl soğuğu ve yağmuru severdi; karı daha çok severdi ama kara dokunmaktan değil, bizzat varlığından hoşlanıyordu.
"Kar yağıyor... Kapkara asfaltın üzerine serildiğinde bile özündeki asaletle parlıyor ve yine ezilip geçildiğinde ruhunu alıp bedenini toza toprağa terk ediyor. Bu kar Arsıl Alaz, yılın ilk karı. Ve sen şu anda hemen yanımda olabilirdin..."
"Berlin'de yalnızsınız değil mi?" dedi.
"Ne gibi?"
"Yani... Yalnız işte... Kimsesiz... Ruhen yalnız... Nasıl söyleyeyim... Öyle bir haliniz var ki..."
"Anlıyorum, anlıyorum... Tamamen yalnızım... Ama Berlin'de değil... Bütün dünyada yalnızım... Küçükten beri..."
"Ben de yalnızım..." dedi. Bu sefer benim ellerimi kendi avuçlarının içine alarak: "Boğulacak kadar yalnızım..." diye devam etti, "hasta bir köpek kadar yalnız..."