Kök hücre araştırmaları bir kez ucuz ve sınırsız insan embriyosu sağlamayı başarırsa, kendi DNA'nızı taşıyan, son derece doğal, hiçbir genetik mühendisliğe maruz kalmamış ihtimaller arasından en uygun bebeği seçebilirsiniz. Bu işlemi birkaç nesil devam ettirdiğinizde, kolaylıkla süperinsanlardan oluşan bir toplum (ya da tüyler ürpertici bir distopya) kurabilirsiniz.
Gecenin köründe, uykuyla uyanıklığın asılı kaldığı o boşlukta, kapımın önünden ince bir miyavlama yükseldi.
Zaten saatlerdir hiçbir şeye ait hissetmeyen gözlerimle telefona bakıyordum. Parmaklarım haberleri kaydırıyor, ama aklım hiçbir yere inmiyordu.
Ses tekrar geldi.
Mecburen kapıya yöneldim.
Kapıyı açar açmaz sarı bir gölge devrildi ayak ucuma: Sarı Dişi.
Ofisin önünden tanıdığım, bazen var olan bazen yokmuş gibi duran, kendi kurallarına göre yaşayıp giden o sarı mahluk.
Bir şey taşıyordu ağzında.
Kuyruğu kopmuş, hâlâ canlı, kıvranan bir kertenkele.
Kapımın girişine bıraktı. Başını kaldırıp bana baktı.
Sanki diyordu ki:
“Senin için avlandım, iki bacaklı. Al, bu benim teşekkürüm.”
Durdum.
Bir insanın bütün zekâsıyla durdum.
Çünkü zekâ bazen hiçbir işe yaramaz.
Karşında senden beklentisi olmayan bir canlı duruyorken özellikle.
Ben kertenkele yiyemem ki…
Ama bu cümleyi ona nasıl anlatabilirdim?
Kertenkeleyi içeri alsam hediyeyi kabul etmiş olurdum.
Almasam, onu reddetmiş.
Her iki durumda da bir canlıyı kırmak mümkün müydü?
Beni en çok rahatsız eden buydu:
Bir kediyi bile kırabilme ihtimali.
Demek hâlâ kıracak bir yanım var.
Tümüyle tinsel görünen, açık bir olgu vardır: insanın her zaman kendi gerçeklerinin pençesinde olduğu. Kimi gerçekleri benimsedikten sonra, onlardan bir daha kopamaz insan.