Azat Karakurt

Azat Karakurt
@Theflankes
Lisans
Ankara
245 okur puanı
Aralık 2015 tarihinde katıldı
Zihnin Sınırlarını Zorlayan Dokuz Kapı
7/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2024 4. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 26 Ocak 2024 20:39
(Ted Chiang – Hayatının Hikâyesi / Stories of Your Life and Others) Ted Chiang’ın kitabı, birbirinden bağımsız dokuz öyküyle okurun karşısına çıkıyor; fakat bu öyküler yalnızca farklı konulara açılan kapılar değil, aynı zamanda insan zihninin farklı evrenlere attığı dokuz ayrı adım gibi. Bir öyküde Babil Kulesi’nin mitolojik taşlarına dokunuyoruz, diğerinde insan zekâsının sınırlarını zorluyoruz. Bir hikâye dil bilimini astrofizikle evlendirirken, bir diğeri Tanrı’nın yokluğunu cehennemin varlığıyla tartıyor. Her biri, kendi alanında bir deney masası gibi. Asıl şaşırtıcı olansa şu: Filolojiden fiziğe, teolojiden matematiğe kadar bu kadar geniş bir alanı aynı kalem nasıl taşıyabilir? Bir insanın birçok disiplinde aynı seviyede derinlik sunması okurda doğal bir güvensizlik yaratıyor; ama Chiang’ın hikâyeleri, bu şüpheyi bertaraf edecek kadar özgün ve yaratıcı. Kitabın açılış öyküsü Babil Kulesi adeta bir “kanca”: fantastik, sürükleyici ve okuru ilk adımda ele geçiren yapıda. Ardından gelen Anlamak, konu olarak etkileyici olsa da teknik terimlerin ağırlığı ve yazarın bilinçli olarak “anlaşılmaz olma” çabası yer yer akışı zorluyor. (Belki çevirinin de etkisi vardır; tam bilemeyiz.) Fakat genel tabloya baktığımda, kitap beni sürekli geri çağıran bir merak duygusu yarattı. Bir haftadır her boşlukta “bir öykü daha açayım” dedim. Bunu her kitap yaptıramaz. İşin bir de ironik tarafı var: Okur olarak çoğumuz kitapları filmlerden uyarlanmış hâlleri sayesinde tanırız; bu kitapta ise yayınevi tam tersi bir taktik kullanmış. Arrival – Geliş filmini izleyip büyülenmiş olan benim gibi pek çok kişi, kitap rafında film afişini görünce “demek roman buymuş” diyerek alıyor kitabı. Oysa filmin temel aldığı öykü —“Hayatının Hikâyesi”— dokuz öyküden sadece biri. Yani yayınevinin
GelişTed Chiang · Monokl Yayınları · 2017377 okunma
Reklam
Bir Türün Uyanışı
Puan vermedi·192 syf.··
2022 5. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 25 Ocak 2022 22:59
İlk kez 1876’da yayımlanan İntibah, Namık Kemal’in hem ilk romanı hem de Türk edebiyatının “edebi roman” anlamında başlangıç çizgisi olarak kabul edilir. Roman, iyi yetişmiş bir mirasyedi olan Ali Bey’in “kötü kadın”, “fesat kadın”, “şeytan” gibi sıfatlarla çizilmiş Mahpeyker’e duyduğu talihsiz sevdayla birlikte nasıl içten içe çöktüğünü, maddi ve manevi açıdan adım adım yıkıma sürüklendiğini anlatır. Aslında esere yalnızca bir aşk trajedisi gibi bakmak eksik kalır. Namık Kemal, dönemin ahlak anlayışını –iyi/kötü, namuslu/hafifmeşrep, güzel/çirkin gibi karşıtlıkları– romanın merkezine yerleştirerek hem toplumsal algıları hem de yazarın kendi değer dünyasını açıkça metne taşır. Bugün modern okuyucu için dikkat çekici olan da tam olarak budur: Yazarın görünmez olması gereken yerde fazlasıyla görünür olması. O dönemde “yazarın sesinin geri çekilmesi” gibi bir estetik amaç yoktur; aksine Namık Kemal, okuyucuya sık sık söz alır, yorum ekler, yönlendirir. Karakterleri yargılar, olaylara müdahil olur ve çoğu yerde okurun taraf seçme işini bizzat üstlenir. Bunun bugünkü anlatı teknikleriyle çelişmesi kaçınılmazdır; ancak romanın tarihsel değerini de tam burada buluruz. Türk edebiyatında roman geleneği henüz yeni yeni kurulurken, İntibah hem biçim hem içerik bakımından sonraki eserlerin temelini atar. Fakat her ilk eser gibi, onu değerlendirirken peşinden gelen romanlarla birebir kıyaslamak da pek sağlıklı değildir. Edebiyatın nereden nereye geldiğini görmek için bu eser, daha çok “başlangıç noktası” olarak okunmalıdır. Nitekim eserden sadece 22 yıl sonra yayımlanan Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası (1898) bu başlangıç çizgisini belirgin bir biçimde ileri taşır ve Türk edebiyatının ilk gerçekçi romanı kabul edilir. Araba Sevdası, sosyal eleştiriyi, sınıf farkını ve
Edebiyat
İntibahNamık Kemal · Olimpos Yayınları · 202049,1bin okunma
Dönemin Ruhunu Güzel Yansıtmış
8/10
·195 syf.··
2021 45. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 09 Ekim 2021 15:26
Ortaçağın karanlığı… Dinin, cehaletin ve korkunun insanları sessiz sedasız yönettiği bir dönem. O karanlığın içinde yalnız bir kadın: savaşta kocasını yitirmiş, geçimini ebelikle sağlayan, kedisi Gece ve kargası Grak’tan başka kimsesi olmayan bir dul. Geceleri uçtuğuna, tarlaları kuruttuğuna, büyüler yaptığına inanılan bir “cadı.” Çünkü bir kadının bilgisi, o dönemin inancı karşısında tehlike demektir. Doğum sancısını azaltmak için ilaç yapan bir kadın, “Tanrı’nın cezasını hafifletiyor” diye suçlanır; yüzlerce hastayı iyileştiren bir kadın ise “şifa veriyorsa yıkım da getirir” diye damgalanır. Eziyetin adı her dönemde değişir ama kadınların gördüğü zulüm hiçbir çağda tam anlamıyla bitmez. Çamuroğlu’nun romanı tam da bunu anlatıyor: Zulüm sona ermedi, sadece kılık değiştirdi. Nazar, günümüzden ortaçağa uzanan bu karanlık hikâyeyi, bir tarihçinin soğukkanlı bilgisiyle ama bir romancının iç sesiyle anlatıyor. Dönemin atmosferi kusursuz; köylünün korkusu, kilisenin otoritesi, cehaletin keskinliği… Hepsi yerli yerinde. Fakat yazar bir tercihte bulunmuş: Hikâyeyi bazen karakterlerin gözünden, bazen ilahi bakışla aktarmış. Bu geçişler akışı yer yer zedeliyor; hikâyenin büyüsü birkaç saniyeliğine bozuluyor. Yine de bu, okuma zevkini öldürecek bir kusur değil. Ben son sayfasına kadar keyifle okudum. Sonra fark ettim ki kitap yalnızca tarih ya da kurgu değil;
Tarihi Roman
NazarReha Çamuroğlu · Everest Yayınları · 2012226 okunma
Aşk, Siyaset ve Edebiyat
10/10
·300 syf.··
Beğendi
·
2021 40. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 31 Ağustos 2021 22:53
Selahattin Demirtaş’ın okuduğum ilk kitabıydı. Bulunduğu konum itibariyle Türkiye’nin en polarize isimlerinden biri—yani hakkında söylenen her şey, söyleyenden önce söyleyenin kimliğine bağlanıyor. Fakat kendi deneyimim şunu gösterdi: Kendisini en çok eleştirenlerin bile onda az da olsa bir sempati ya da saygı kırıntısı biriktiğini görmüşümdür. Bu ülkenin tuhaf gerçeği belki de budur; siyaset bizi böler ama insan hikâyesi, en uçlarda duranları bile bir noktada birbirine yaklaştırır. Biz siyasetçileri genelde nefretle, öfkeyle ya da en hafifinden bir güvensizlikle anıyoruz. Ama ne yazık ki bu duygular, farklı fikirleri düşman gören bir kültürün doğal sonucudur. Türkiye uzun zamandır siyah ile beyaz arasında sıkışmış durumda. Oysa insan ruhu griyi seçtiğinde, diğer tüm renklerin kapısı açılır. Ben de bu grilikten konuşuyorum. Elime geçen her kitabı önce edebi niteliğine göre değerlendiririm; yazarın dünya görüşü, ideolojisi, konumu ayrı defterlerdedir. Çünkü bir insan siyasetten söz ettiği anda siyasetçidir; ama saz çaldığında ozandır, hikâye anlattığında yalnızca yazardır. Leylan’ı da bu düşünceyle okudum. “Merkezinde aşk olan” bir hikâyenin politik bir sınırı yoktur. Aşk, ideolojileri aşar; insanın önündeki tüm duvarları görünmez kılar. Kitap iki farklı aşkın iki farklı yarım kalmışlığını anlatıyor: Birinde, kavuştuğunda biteceğinden korkulduğu için hiç kavuşulamayan bir aşk… Diğerinde ise kavuşulmasına rağmen tamamlanamayan bir aşk… Her iki hikâyede de mutluluk, dokununca dağılan ince bir sis gibi.
Edebiyat
LeylanSelahattin Demirtaş · Dipnot Kitabevi · 20237,4bin okunma
Madalyon Psikiyatri Merkezi
9/10
·384 syf.··
Beğendi
·
2021 38. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 07 Temmuz 2021 21:45
Geceye karışırken şehrin seni yutmasına izin verirsin. Her adımın, bir önceki günün yankısına benzer. Her gün, bir diğerinin gölgesine… Ve hayat, bir gölgeler geçidi gibi uzar önünde. Cadde yaşayan bir organizmadır. İnsanlar birer hücre gibi akar içinden. Her biri kendi acısını, kendi hikâyesini taşır. Hiçbiri sana benzemez; ama bir yerlerde hepsi sana dokunur. Ara sokağa girdiğinde şehir kabuğunu değiştirir. Işıklar, gölgeleri daha keskin çizer. Sesler uzar, havanın dokusu değişir. Pencerelerden taşan ışıklar, bir yaşam atlasının işaretleri gibidir. Bir evde umut pişer; diğerinde öfke kaynar. Bir evden koku çıkar; bir evden sessizlik taşar. Hayatın iki zıt anlamı, yan yana durur. Ay gökyüzünde büyürken, içindeki boşluk da büyür. Ve sonra o ev: Kusursuz görünen, ama içi sessiz bir boşlukla dolu. Ruhsuz bir huzur taklidi. Kendi evin ise eksikleriyle biriciktir. Canlıdır.
Edebiyat
Kral KaybederseGülseren Budayıcıoğlu · Remzi Kitabevi · 201521,8bin okunma
Reklam