İlk kez 1876’da yayımlanan İntibah, Namık Kemal’in hem ilk romanı hem de Türk edebiyatının “edebi roman” anlamında başlangıç çizgisi olarak kabul edilir. Roman, iyi yetişmiş bir mirasyedi olan Ali Bey’in “kötü kadın”, “fesat kadın”, “şeytan” gibi sıfatlarla çizilmiş Mahpeyker’e duyduğu talihsiz sevdayla birlikte nasıl içten içe çöktüğünü, maddi ve manevi açıdan adım adım yıkıma sürüklendiğini anlatır.
Aslında esere yalnızca bir aşk trajedisi gibi bakmak eksik kalır.
Namık Kemal, dönemin ahlak anlayışını –iyi/kötü, namuslu/hafifmeşrep, güzel/çirkin gibi karşıtlıkları– romanın merkezine yerleştirerek hem toplumsal algıları hem de yazarın kendi değer dünyasını açıkça metne taşır.
Bugün modern okuyucu için dikkat çekici olan da tam olarak budur:
Yazarın görünmez olması gereken yerde fazlasıyla görünür olması.
O dönemde “yazarın sesinin geri çekilmesi” gibi bir estetik amaç yoktur; aksine Namık Kemal, okuyucuya sık sık söz alır, yorum ekler, yönlendirir. Karakterleri yargılar, olaylara müdahil olur ve çoğu yerde okurun taraf seçme işini bizzat üstlenir. Bunun bugünkü anlatı teknikleriyle çelişmesi kaçınılmazdır; ancak romanın tarihsel değerini de tam burada buluruz.
Türk edebiyatında roman geleneği henüz yeni yeni kurulurken, İntibah hem biçim hem içerik bakımından sonraki eserlerin temelini atar. Fakat her ilk eser gibi, onu değerlendirirken peşinden gelen romanlarla birebir kıyaslamak da pek sağlıklı değildir. Edebiyatın nereden nereye geldiğini görmek için bu eser, daha çok “başlangıç noktası” olarak okunmalıdır.
Nitekim eserden sadece 22 yıl sonra yayımlanan Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası (1898) bu başlangıç çizgisini belirgin bir biçimde ileri taşır ve Türk edebiyatının ilk gerçekçi romanı kabul edilir.
Araba Sevdası, sosyal eleştiriyi, sınıf farkını ve