Ruslar yurt dışındayken bazen çok korkak olur; kendiler hakkında neler söyleneceğinden, onlara ne gözle bakılacağından, kurallara aykırı davranmaktan ödleri patlar! Tek kelimeyle korse giymiş gibidirler, özellikle de kendilerini önemli biri sayanlar.
“Öylece ayakta duruyor ve gözlerini kırpmadan uzaklara bakıyordu; çok iyi bildiği bir yerdi burası. Üniversiteye devam ettiği günlerde, daha çok da eve dönüşlerinde, hep bu noktada durur, bu gerçekten büyüleyici manzarayı seyreder ve her seferinde de pek belirgin olmayan ve neyin nesi olduğunu pek çözümleyemediği bir duyguya kapılarak şaşırır kalırdı. Bu görkemli manzara onda her zaman, açıklanması pek kolay olmayan soğuk bir etki bırakırdı; tümüyle dilsiz ve sağırmış gibi gelirdi ona bu göz alıcı güzellik.”
Hatırlamak için sayfalarını karıştırırken burası gözüme ilişti. Raskolnikov burada Neva’ya doğru bakıp bunları düşünüyor. Ben de bugünlerde Gogol’den Neva Bulvarı hikayesini okumuştum. Gerçekten de öyle mi bilemiyorum ama ben ikisinin aynı yer olduğunu düşünüyorum ve böyle kabul ediyorum. Bu da iki ana karakterin aynı yere bakış açısını karşılaştırmamı sağlıyor. Raskolnikov için burası sürekli bulmayı ve düşünmeyi reddettiği bir parçasını ifade ederken Gogol içinse bir nevi zamanın, hayatın, insanın canlı kanlı bir varlığıydı. Umarım başka bir zaman kapağını açtığımda yine böyle farklı bir kapısı açılır bana ve pek tabi sizlere de.
“Karolina İvanovna’ya!” diye buyurdu sürücüsüne, sonra alabildiğine şık, gösterişli, sıcacık paltosuna büründü ve tam bir rehavet havasına bırakıverdik kendini. Bir Rus için gö önüne getirebilecek en hoş durumdur bu. Yani sen kendin hiçbir şey düşünmezsin ama birbirinden tatlı düşünceler, sana onları arayıp bulma zahmetini vermeden, kendiliklerinden akın ederler kafana. Az önceki akşamın neşeli dakikalarını, küçük arkadaş çevresinin sıcaklığı içinde anlatılan fıkraları anımsayan önemli kişi, arada bir kendini tutamayıp bu fıkraların tam kahkaha patlattıran yerlerini kendi kendine yineliyor ve az önce olduğu gibi bunları yine gülünç buluyordu; deminki içten kahkahalarının şaşılacak bir yanı yoktu o bakımdan.
Ve bu zavallı genç memur, yaşadığı şu dar ömründe, insan denen yaratıkta insanlık dışı onca şeyi görmekten, kültürlü, sosyete üyesi, zarif olma iddiası taşıyan ve hatta (aman Tanrım! Evet ve hatta) dünya alemin soylu kabul ettiği kişilerde ustaca gizlenmiş nice kabalıklar görmekten nasıl ürpermiş, elleriyle yüzünü kapayarak nasıl tir tir titremişti…