Her insan, ne kadar müspet yaradılışta olursa olsun ölümünden sonra tekrar dirilmeyi düşünür, özler. Bu hayat dediğimiz mihnetler silsilesinin çok ileri zamana, müpheme atılmış bir mükâfatı gibidir.
Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı romanında, Nuri Efendi'den bahsederken "Nuri Efendi benim tanımağa başladığım zamanlarda, elli beş, altmış yaşlarında, orta boylu, zayıf, kuru, fakat dinç bir ihtiyardı." der.
Burada dikkat çekici olan şey hiç kuşkusuz 55-60 yaşlarında olan birisinin yaşlı sayılması. Kitabın neşredildiği yılın 1961 olduğunu düşünürsek, bu kavram bağlamında çok şeyin değiştiğini fark ederiz. 1960'larda ortalama yaşam süresi 50 yıl ve belki de önce 10 yılda daha da düşük. Oysaki şimdilerde yaşlılık çok sonraki yılları kapsıyor ve 65-74 arası dahi "genç yaşlılık" dönemi olarak kabul edilirken, 75-84 arası yaşlarda olanlar yaşlı sayılıyor.
Her kitap bilgi deryası...
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Politikadaki hürriyet, bir yığın hürriyetsizliğin anahtarı veya ardına kadar açık duran kapısıdır. Meğer ki dünyanın en kıt nimeti olsun; ve bir tek insan onunla şöyle iyice karnını doyurmak istedi mi etrafındakiler mutlak surette aç kalsınlar. Ben bu kadar kendi zıddı ile beraber gelen ve zıtlarının altında kaybolan nesne görmedim. Kısa ömrümde yedi sekiz defa memleketimize geldiğini işittim. Evet, bir kere bile kimse bana gittiğini söylemediği hâlde, yedi sekiz defa geldi; ve o geldi diye biz sevincimizden, davul zurna, sokaklara fırladık.
Nereden gelir? Nasıl birdenbire gider? Veren mi tekrar elimizden alır? Yoksa biz mi birdenbire bıkar, "Buyurunuz efendim, bendeniz artık hevesimi aldım. Sizin olsun, belki bir işinize yarar!" diye hediye mi ederiz?