Şevval sak

Şevval sak
@Tigerr
1 okur puanı
Ocak 2025 tarihinde katıldı

Şevval sak

, bir kitap okudu
Puan vermedi·160 syf.·
2026 4. kitabı
Miraç Çağrı Aktaş
6.8/10 · 11,5bin okunma
Reklam
Keşkeler ağacı
Keşkeler Ağacı, insanın en savunmasız yerinde büyür. Kimsenin görmediği, kimsenin dokunmadığı bir yerde… Oraya ne bilerek gidilir ne de isteyerek kalınır. İnsan sadece bir gün, yorgun bir anında başını yaslayacak bir şey ararken kendini onun altında bulur. Bu ağaç büyük başlamaz. İlk başta incecik bir filizdir. Bir anlık pişmanlıkla sulanır. “Keşke biraz daha dayansaydım.” “Keşke o gün susmasaydım.” “Keşke beni gerçekten anlasaydı…” İnsan bunları söylerken kalbinin bu kadar ciddiye aldığını bilmez. Oysa kalp, söylenmeyen her şeyi saklar. Ve Keşkeler Ağacı, en çok saklanan şeylerle beslenir. Bu ağacın kökleri can yakar. Toprağın altından ilerlerken insanın içinden geçer. Çocukluğa dokunur, ilk kırılmaya, ilk yalnız hissettiğin ana… Kendinden vazgeçtiğin yerlere. “Böyle olmasam sevilmem” dediğin anlara. Kökler orada tutunur. Gövdesi eğridir Keşkeler Ağacı’nın. Çünkü onu doğrultacak kadar cesur olunmamıştır hiç. Ama dayanıklıdır. İnsan kaç kez “artık düşünmeyeceğim” dese de, yine ayakta kalır. Çünkü bu ağaç, unutulmakla değil, hatırlanmakla güçlenir. Dalları kalbe benzer. Her dal başka bir ihtimali taşır. Olabilirdi denilen hayatları. Başka bir kelimeyle kurtulabilecek ilişkileri. Bir adım daha atılsa değişecek kaderleri… Dallara baktıkça insanın içi burkulur. Çünkü hepsi tanıdıktır ama hiçbiri gerçek değildir. Bu ağacın altında en çok sessizce ağlanır. Kimseye anlatılamayan şeyler burada dökülür. “Ben elimden geleni yaptım” cümlesi burada söylenir mesela. Ama içten içe, “yetmedi” hissi de burada büyür.
Söylenmeyen Baba sevgisi
Bazı babalar vardır;yanındadır ama uzaktır. Aynı evde nefes alınır, aynı sofraya oturulur ama kelimeler hiçbir zaman tam yerine ulaşmaz. Kimse bunu dışardan fark etmez. Çünkü eksik olan şey kavga değildir, bağırış değildir. Eksik olan, dokunamayan bir yakınlıktır. Çocukken baba güçlüdür. Her şeyi bilen, her şeyi çözen biri gibi durur. Ama zamanla anlaşılan başka bir şey olur:güçlü görünenin de sustukları vardır. Söylenmeyen sevgiler, gösterilmeyen şefkatler... Babalar susar, çocuk anlamaya çalışır. Anlayamadıkça içine atar. Bazı cümleler hiç kurulmaz. "Nasılsın" Sorusu sorulmaz mesela. Başarılar fark edilir ama duygular edilmez. Hata yapıldığında sessizlik ağırlaşır, doğrular yapıldığında sessizlik yine yerindedir. İnsan neye sevineceğini, neye üzüleceğini bile karıştırır. Çünkü onay da eksiklikde aynı Suskunlukta verilir. Kimse bilmez bunu. Dışardan bakıldığında her şey normaldir. Baba vardır, ev vardır, düzen vardır, ama içte bir boşluk dolaşır. İnsan büyüdükçe, babayla arasındaki o görünmez mesafeyi fark eder. Ne tamamen kopuktur ne de gerçekten yakındır. Arada bir yerde durur. En zor olan da şudur: babayı suçlayamazsın. Çünkü onun da sevme şekli budur belki. O da kendi babasından böyle görmüştür . O da duygularını içine gömmeyi öğrenmiştir. Ama bunu bilmek, eksik olan şeyi tamamlamaz. Sadece sessizce kabullenmeyi öğretir. Yıllar geçer. İnsan artık bazı şeyleri babadan beklemez. Kendi kendine öğrenir güçlü olmayı, kendi kendine teselli etmeyi. Ama içte bir çocuk hala durur;bir gün sorulacak bir hal, bir gün söylenecek bir "aferin" Bekleyen... Ve bu kimsenin bilmediği bir gerçektir. Bazı yaralar yokluktan değil, var olup dokunamamaktan oluşur. Baba yanındadır ama kalbine ulaşamamıştır. İşte bu mesafe, en sessiz ve en derin izlerden birini bırakır....🫶