.
“….Kadının içinde her zaman taşıdığı, günün birinde serpilip yeşermeyi bekleyen güzel bir ağaç vardı. Kocasının değişen yüzünden çok kadının içindeki o öbür kadını sevdim.” Gülüyor. Usulca okşuyor yüzümü. “Her kadının içinde vardır o ağaç” diyor. “Ama,” diyorum, “çoğu kez tüm bir yaşam boyu baharı beklerler. Çiçeğe durmak için. Dallarının çoğu kırıktır. Geçen günleri ve mevsimleri, bir şiirin bir türlü bir araya getirilemiş dizeleri gibi hatırlarlar. Okul çıkışı nedensiz bir kahkahayı, vişneli pastayı, ilk kez gidilen deniz kentini, dökülen ipek eteğin rüzgârla havalanışını, bir müzik cümlesini, saçlarının loş bir odayı dolduran esintisini, bir küçük kıza dokunur gibi boynunu okşayan erkek elini, mor bir geceyi, bir çocuğun gülüşünü, güzün gelişini…”