“Harry, elleri titreyerek zarfı çevirince mor balmumundan bir mühür gördü; bir arma - koca bir ‘H’ harfinin çevresinde bir aslan, bir kartal, bir porsuk, bir de yılan.”
Bu kitabı okumadan önce aynı yazarın “Vahşetin Çağrısı” adlı kitabının okunmasını tavsiye ederim. Çünkü kitabı okurken aklım hep iki kitap arasında bağlantı kuruyordu ve hikayeyi genişletiyordu. Açıkçası okurken bazen zorlandığım oldu çünkü toplumsal problemler, kurallar, adalet, inanç vb konu ve kavramlara aslında en ilkelden en gelişmişe düzenin nasıl işlediğini derinlemesine ele almış yazar. Bu yüzden okurken hep burda kurt, köpek, açlık vb. kavgası değil anlatmak istenen başka bir şey var bakış açısıyla okudum ve okurken bu ana fikri tek seferde anlayamadım bu yüzden geri dönüp sayfaları karıştırdığım çok oldu. Genel değerlendirmem ise dopdolu bir kitap, her sayfa bir amaca hizmet ediyor. Okuması keyifli ama bir o kadar yorucu.
Beyaz DişJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202095,8bin okunma
Minicik eliyle yanındaki mektubu kavramıştı; uykudaydı, özel biri olduğunu bilmiyordu, ünlü biri olduğunu bilmiyordu, birkaç saat sonra süt şişelerini koymak için kapıyı açacak olan Mrs Dursley’nin çığlığıyla uyanacağını bilmiyordu, önündeki bir kaç haftayı kuzeni Dudley tarafından itilip kakılarak, çimdiklenerek geçireceğini de bilmiyordu… Nereden bilsin, o anda ülke boyunca gizlice toplanıp kadeh kaldırıyordu insanlar, “ Harry Potter’a,” diyorlardı fısıltıyla, “sağ kalan çocuğa!”
Hoşnutluğun yerine sevgi geçmişti. Ve sevgi, daha önce hiçbir duygunun erişemediği kadar derinlerine inmişti. Buna cevap olarak yine en derinlerinden yeni bir şey geldi: sevgi. Kendisine verilenin karşılığını veriyordu. Bu da bir tanrıydı aslında, sevgi tanrısıydı; mutluluk saçan ışığında, Beyaz Diş’in doğasının güneş altındaki bir çiçek gibi açılıp serpildiği, sıcacık bir tanrı.