Dokunmadan yaşanabilir mi hayat? İnsanlara temas etmeden, gerektiğinde elini omuza atıp "seni görüyorum", " seni duyuyorum" demeden? Acıların içinden geçip ses çıkarmadan,susarak ve görmeyerek, görünmezlik zırhıyla çevirip her yanını hayatını sürdürebilir mi insan? Dokunulmamışlığın ağırlığı insanı kendi yüreğinde tutsak kılmaz mı? Dokunulmamak, "sen sevgiye layık değilsin" demekse bir çocuğun zihninde dokunmamak da "aciz faniliğim ve zayıflığım kimsenin hayatına değecek anlama sahip değil" demektir belki de.
Şu an neden böyleyiz? En başına gitsek hikayenin, marazlarımızın bencilliğimizin sebebini bulabilir miydik? Masumiyetimizi yitirdiğimiz ana dönsek bu hesaplaşmadan sağ çıkabilir miydik?
-Spoiler-
İşte kitap, ölümden dönüp ikinci bir hayatla ödüllendirilen Adalet'in yaşam yolculuğuna çıkarıyor bizi. Onunla birlikte suçluluk duygusunun kökenini çocukluğunda arıyor, hayat puzzle'ının yanlış yerleştirilmiş parçalarını onunla birlikte düzeltmeye çalışıyor ve kimseye değmeden dokunmadan sürdürdüğü yaşantısındaki davetsiz çarpışmaları onunla birlikte çocuksu bir sevinç ve huysuzlukla karşılıyoruz.
Adalet'in yaşam yolculuğu aynı zamanda bir Türkiye yolculuğu. Otobüste çocuksu saf sevinç de var, ona eşlik eden zalim bir acı da. Bir çocuğun henüz kötülüğe bulanmamış bencilliği de var, o bencilliğin yol açtığı suçluluk duygusu da. Bu coğrafyada yaşanabilecek her duygu, duyumsanabilecek her renk ve doku, benliğimize işleyip bizi de o otobüsün yolcusu yapıyor nihayetinde.
Nermin Yıldırım, okuyucunun bu duygu paydaşlığını yaşaması için çok da zorlamamış kalemini. Sayfalar ilerlerken bizi birbirimize bağlayıp iyisiyle kötüsüyle biz olmamızı sağlayan olayları sermiş önümüze ve ortak hafızamıza ışık tutmuş.
Yazarın kullandığı renkli dil, samimi üslubu,
DokunmadanNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 202511,6bin okunma
"Eğer kesin olarak karar verdiğim şekilde ölmeme izin vermiş olsaydınız size mezarın ötesinden bile göz kulak olurdum ama artık yakınımda bulunmanıza bile dayanamıyorum. Gidin."