Bu arada incelemeyi yazdıktan sonra okur yorumlarına bir göz attım. Beğenmeyen, yerden yere vuran, roman bile olmadığını söyleyip zaman kaybı diyenler olmuş. İlk kez Murakami okuyorsanız bunların hepsi makul eleştiriler olabilir ancak gördüğüm kadarıyla Murakami'yi daha önce okuyup yazarı önceki romanlarıyla kıyaslayanlar vardı. Murakami tam olarak bu. Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu'nu okumadan bu romanı okuyanlar belki biraz bocalamış olabilir ancak ne bileyim, yazarın kurgusuna saçma demek de bana saçma geldi. Kurgu saçma da olabilir, söz konusu Murakami ise zaten farklı bir kurgu, konu çok normal karşılanmalı diye düşünüyorum. Kompleks bir anlatım var, konu zaten hayal-gerçek arasında gidip geliyor. Bu, Sahilde Kafka'da da böyleydi, Kumandanı Öldürmek'te de böyleydi hatta ve hatta Zemberekkuşu'nun Güncesi'nde de böyleydi. Yani sürpriz bir şey yok.
Yine Murakami'nin belli şeylere takıntılı olduğu iddia edilmiş. Sizin takıntı dediğiniz şey yazarın üslubunu, roman karakteristiğini oluşturuyor. Edebiyat da böyle bir şey değil mi zaten? Her romanında aynı unsurları görmek eleştirilebilir fakat bunları nasıl ele aldığı da önemli. Benim bu roman özelinde en net eleştirim, fazla uzatılmış olmasıydı. Yazar son sözde bunun bir novelladan hareketle romanlaştırıldığını söylemiş. İlk bölümü yazdıktan sonra kısa gelmiş, devam etmiş. Belki de hâlihazırda bu novella üzerinden gitmekte inat etmese ortaya daha sade ama derinlikli bir roman da çıkabilirmiş.
Ezcümle 3 puan verilecek bir roman değil. Murakami'nin edebî derinliğini 10 sene önce onu ilk okuduğumda da tartışmaya açık olarak değerlendirmiştim, benim için hâlâ öyle. Keyifli vakit geçirmek, kafa dağıtmak için birebir. Sürrealist bir yazar için ele aldığı konuya saçma demek epey komik bir yaklaşım.