Sen gidince dünyanın karardığını anlamadım. Karardıkça senin gittiğini anladım. Çünkü ışık azaldığında ıssızlaşıyor insan. Neden akşamüstü bütün vakitlerden daha hüzünlüdür düşündün mü? Çünkü onda güneşin doğuşunu anımsatan bir yan var. Görüşmecin geldiğinde hapislik büyür. Güneşin nasıl doğduğunu hatırlarsan batısı ağır gelir. Bir ayrılık ete kemiğe bürünmektedir artık. Senin gidişinin bende böyle somutlaşması zaman aldı. Erkekle kadının temel farkı budur diye düşündüm.
*Böyle genellemelere kızsan da kadının aşk acısında daha düzenli bir seyri yok mu? Önce canı yanar zamanla sızısı azalır sonra unutur. Erkeğinki tam tersi.*
Yani ayrılıkta birimiz giderken öbürü dönüyor. Ortada karşılaşırsak ne âlâ, kısacık bir lahza; gördün gördün, göremedin geçmiş olsun. Söylemek yaşamaktan da zor ama ben seni kaçırdım. Rastlamadan birbirimize öylece geçip gittik. Artık ben başa yolcuyum sen sona yolcusun.
Yalan söylemenin temelinde korku yatar. Korkunun temelinde de kişinin kendine güvensizliği bulunur. Kişinin kendini değerli görerek temel yaşam korkusundan kurtulabilmesi dev bir başarıdır.
Muhasebeciler için, kimyagerler için, kısacası aklına gelebilecek her türlü meslek için programlar yazılmıştır ve aynı bilgisayar bütün bu değişik programları kullanabilir.
İşte ben diyorum ki, insanoğlu ister Afrika'da, ister Amerika'da, ister Rusya ya da Türkiye'de doğmuş olsun aynı bilgisayar olarak doğmaktadır. Ne var ki, insan-bilgisayarına her ülkede doğumdan itibaren farklı kültür-programları yüklenmektedir. Bu ülkelerdeki insanların davranışları arasındaki farklar, o insanların doğumdan itibaren öğrendikleri paradigmadan kaynaklanmaktadır. "Konuyu bu şekilde ortaya koyunca, insanın kendine değil, onun davranışını yöneten paradigmaya yönelmemiz, eğer bir suçlama yapılacaksa, o paradigmaya dönük suçlama yapmamız gerekir.
Bazı yazarlarımız maalesef, sanki Türkler düşük kalitede bilgisayarlarmış gibi, insanımızın zeka ya da öz yeteneklerini hedef almaktalar. Bu tutumun olumlu yanını göremiyorum.