''...ben de herkes kadar yalnızlıktan ürkerim, fakat evlenmek insanı bundan kurtarıyor mu? Bazen kalabalıkların ortasında, tek başına kaldığımız vakitlerdekinden fazla yalnız değil miyiz? Öyle zamanlarda kendimizle bile baş başa kalamıyoruz ve bunu yapabilmek için dağ başları arıyoruz. Kitaplarımdan birinde yalnız kalmamak için evlendiğimizi, fakat evlendikten sonra daha ziyade yalnız kaldığımızı yazmıştım. Vakıa bu her zaman böyle değildir, ben cemiyetten aldığımız şeyi inkâr etmiyorum; fakat yalnız kalmak korkusu kadar zevki de bir hakikattir ve zaman zaman ikisinin de üzerimde aynı derecede büyük birer âmil olduklarını bilirim. Tek cepheli edebiyatlara aldanmak istemiyorum.''
''Aslında her şey ne kadar sadedir ve zekâmız kendine yem bulmak için neler icat eder; bununla beraber, varlık, mademki eşyanın bizim içimizde aldığı mânadır, bu karışıklık da o sadelik kadar bir hakikattir. Fakat ben işi amelî tarafından kavrayarak basit farz ettim, çünkü şüphesiz her şey farz ettiğimiz gibidir...''
''...Orada nağmeler ve mısralar, hayaller ve resimler, hatıralar ve ümitler doludur. Öyle hatıralar ki asla tekerrür, öyle ümitler ki asla tahakkuk etmeyeceklerdir. Bunları biraz hissederiz, bunun için o hatırlarımız ve ümitlerimiz çok azizdirler.''