Saburo

Saburo
Ben varken ölüm yok, ölüm varken ben yokum. O zaman korku neden? - Epikür
"Zaman içinde yaşıyoruz -zaman bizi tutuyor ve kalıba döküyor- ama ben bunu çok iyi anladığımı asla hissedememişimdir. Zamanın nasıl bükülüp karşıt doğrultuda aktığı ya da bir başka yerde paralel versiyonlar halinde var olabildiğine ilişkin şu kuramlardan söz ediyor da değilim. Hayır, ben olağan, gündelik zamandan, duvar ve kol saatlerinin: tik-tak, tık-tık diye, bize düzenli olarak geçmekte olduğu duygusunu verdiği şeyden bahsediyorum. Bir yelkovandan gerçeğe daha yakın bir başka şey var mıdır? Ne var ki bize zamanın eğilip bükülebilirliğini öğretmek, sadece en küçük hazzı ya da acıyı gerektirir. Bazı duygular bunu hızlandırır, bazılarıysa yavaşlatır; ara sıra da kaybolmuş gibi gözükür zaman, ta ki bir daha asla dönmemek üzere gerçekten de kaybolduğu son noktaya dek. Öğrencilik günlerimle çok ilgilenmiyorum, onlara herhangi bir nostalji de duymuyorum. Ancak okul her şeyin başladığı yer, bu yüzden anekdot haline gelmiş birkaç küçük olaya, zamanın deforme edip kesinliğe dönüştürdüğü bazı şöyle böyle anılara kısaca dönmem gerekiyor. Gerçek olaylardan artık emin olamıyorsam da en azından, bu olguların bıraktığı izlenimlere sadık kalabilirim. Elimden gelen en iyi şey bu."
Sayfa 10 - Ayrıntı Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
"Gelgelelim zaman... zaman bizi nasıl da önce bir yere bağlıyor ve sonra kafa karışıklığına sürüklüyor. Kendimizi sadece güvende hissediyorken olgun olduğumuzu düşünüyorduk. Sorumlu olduğumuzu hayal ediyorduk, oysaki sadece korkakça davranıyorduk. Gerçekçilik diye adlandırdığımız şey, olan bitenlerle yüzleşmek yerine sonunda olan bitenlerden kaçınmanın bir yolu çıkıyordu. Zaman... bize yeterince zaman verin, o zaman en iyi desteğe sahip kararlarımız sallantılı, kesinliklerimiz gelgeç şeyler olarak gözükecektir."
Sayfa 101 - Ayrıntı Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
"Korkularımızın bir başkası da buydu: Yaşam'ın Edebiyat gibi çıkmayacağı korkusu. Ana babalarımıza bir bakın, Edebiyat'ın malzemesi miydi onlar? En iyi olasılıkla, gerçek, hakiki, önemli şeylerin olabileceği toplumsal bir arkaplanin parçası olarak, seyirci ve izleyici durumuna özlem duyabilirlerdi onlar. Neler gibi? Edebiyatın sözünü ettiği şeyler gibi: aşk, seks, ahlak, dostluk, mutluluk, ıstırap, ihanet, zina, iyi ve kötü, kahramanlar ve kötü adamlar, suç ve masumiyet, hirs, güç, adalet, devrim, savaş, babalar ve oğullar, anneler ve kızlar, topluma karşı birey, başarı ve başarısızlık, cinayet, intihar, ölüm, Tanrı. Ve tahıl ambarı baykuşları. Elbette, başka tür edebiyatlar da vardı -kuramsal, kendine gönderme yapan, gözü yaşlı bir özyaşamöyküsellik içeren- ama bunların hepsi de sadece entelektüel mastürbasyondan ibaretti. Gerçek edebiyat, başkahramanların eylemlerinde ve düşüncelerinde gösterildiği gibi, psikolojik, duygusal ve toplumsal hakikatle ilgiliydi; roman zaman içinde geliştirilmiş kahramanla ilgiliydi."
Sayfa 21 - Ayrıntı Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
"Bundan başka, gençken, yaşın getireceği olası acıları ve kasvetleri öngörebileceğinizi düşünürsünüz. Kendinizi tek başınıza, boşanmış, dul kalmış olarak hayal edersiniz; çocuklar sizden uzakta büyümekte, dostlar ölmektedir. Statü kaybını, arzu kaybını ve arzulanabilirliğin kaybını hayal edersiniz. Daha da öteye gidip kendi yaklaşan ölümünüzü, çevrenize hangi dostlarınızı toplarsanız toplayın ancak tek başına yüzleşilebilen ölümü düşünebilirsiniz. Ama bütün bunlar ileriye bakmak oluyor. Yapmayı başaramadığınız şey, ileriye bakmak ve sonra da kendinizi o gelecek noktasından geriye bakarken hayal etmek. Zamanın getirdiği yeni heyecanları öğrenmek. Sözgelimi, hayatınıza tanık olanlar azalırken, şimdi ya da bir zamanlar ne olduğunuz hakkında daha az doğrulama, dolayısıyla daha az kesinlik olduğunu keşfetmek. Düzenli olarak kayıtlar tutmuş olsanız bile-sözcükler, sesler ve resimlerle yanlış türden bir kayıt tutma işine girişmiş olduğunuzu fark edebilirsiniz."
Sayfa 67 - Ayrıntı Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
"Başkasının derdini görürüm de, Durabilir miyim dertlenmeden ben de. Kederini görüp de başka birinin, Teselli aramadan yapabilir miyim. Görüp de dökülen bir gözyaşını, Paylaşılmış duymaz mıyım tasamı, Bir baba çocuğunun ağladığını görüp de, Kalabilir mi dolmadan kederle. Bir ana oturup dinleyebilir mi, Bir yavrunun korkusunu inleyişini Hayır asla olamaz. Asla asla olamaz. Ya hepimize gülümseyen o Duyup çalıkuşunun küçücük kederini, Küçük kuşun derdini kaygısını Duyup da yavruların feryadını — Oturmaz mı yuvanın yanı başına Merhamet doldurup göğüslerine. Oturmaz mı beşiğin yanı başına Yaş döküp yavrunun ağlayışına. Gece gündüz oturmaz mı, Silerek hepimizin gözyaşlarını. Ah! hayır asla olamaz. Asla asla olamaz.
Sayfa 26 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam