“... Ailenin tek erkeği sensin artık. Erdal, babası gibi zayıf bir çocuk. Bak göreceksin, her zaman da öyle kalacak o. Senin büyümen şart,” dedi. Konuşma bitmişti ve ben büyümüştüm artık. Bir daha da çocuk olamadım. Bir cennetten kovulmuştum. Çocukluk bizim şahsi cennetimizdir. Çocukluğun asla dönmemek üzere geçip gittiğini anladığımız anda ruhumuz derin bir yara alır ve bir daha hiçbir hikaye bizi avutamaz. Onarılmaz bir yaradır büyümek. Geri dönüşü olmayan bir ayılıştır büyümek. Ölüm bilincidir büyümek. Bir gün öleceğini öğrenmektir ve bir gün öleceğini bilen hiçbir varlık mutlu olamaz. Mutlu olduğu zamanları taklit edebilir yalnızca.
“Kaş çatmanın, insanlığı geri itmenin gereği yok. Ne yaparsan yap, insan gibi yap. Ne yaparsan yap, kendinden kaçmadan yap. Yalnız başka güçlüklerden değil, kendi güçlüklerinden de kaçmadan yap. Devrimse de, sevdaysa da. Birini iyi yapan, ötekini de iyi yapar zaten...”