Her şeye bir düşman gibi kuşkuyla yaklaşan bahtsızlar gündüze kendilerini gösterdiği için, geceye de aniden yakalanmalarına yardımcı olduğu için güvenmezler.
Ona okuma yazma öğretmeye başlayan Jean Valjean, bazen çocuğa sözcükleri heceletirken, hapishanede okuma yazma öğrenmesinin amacının insanlara kötülük etmek olduğunu hatırlıyordu. Şimdi ise amacı bir çocuğa okumayı öğretmekti. Bu nedenle yaşlı kürek mahkûmunun yüzüne meleklerin düşünceli gülümsemesi yayılıyordu.
Bunun Tanrı’nın, insan olmayan bir varlığın öngörüsü, iradesi olduğunu hissediyor, derin düşüncelere dalıyordu. İyi düşüncelerin de kötü düşünceler gibi içinde kaybolduğumuz dolambaçları vardır.
Daha önce de belirttiğimiz gibi, daha beş altı yaşındayken yüreği içler acısı bir şekilde soğumuştu. Suç onda değildi, eksik olan sevebilme yetisi değil, sevebileceği kimsenin olmamasıydı, ne yazık!
Her şey, dondurucu, düzenli ve iğrenç bir bütünlük arz ediyordu. İnsanın yüreğini simetri kadar daraltan başka bir şey yoktur. Çünkü simetri iç sıkıntısıdır, hiç sıkıntısı da yas tutmanın özünde vardır. Umutsuzluk ağzını yaya yaya esner. Acı çekilen cehennemden daha dehşet verici olan, içinde can sıkıntısı çekilen cehennemdir.