Her ne kadar fikirlerinize bağlılığınızla övünseniz de yalnızca tabularınız kadarsınız. Bir gölgenin arkasında saklanır fikirlerinizle ters düşen tabularınız sadece. Ta ki fikirlerinizin uygulamaya geçmesi gerektiği, kendi zihninizdeki bir iki kırıntının artık dış dünyayla buluştuğu yere kadar saklanır tabular. Bu andan sonra isteseniz de istemeseniz de yıkamadığınız tabularınız tarafından yönetilmeye başlarsınız. Tabii ki bazen tabularınızı yenebilirsiniz. Bu bazen kendi iç savaşlarınızla gerçekleşir, bazen eşiniz dostunuz sayesinde; bazen de cepheye ramak kala gördüğünüz bitmiş, mahvolmuş size gülümseyen bir asker sayesinde.
Bazen insan öyle alabildiğine yabancılaşmış hisseder ki artık etrafında kimse yoktur, artık yalnızsındır. Onların varlığı seni tamamlamaz, hatta sen de bunu beklemezsin onlardan. Savrulup gitmek en iyisidir bazen ama anlatamazsın kimseye, anlatamazsın zira ben denedim anlatmayı da ondan söylüyorum. Çünkü bir sabah uyandığımda kendimi yatağımda devasa bir böceğe dönüşmüş olarak buldum. Dolayısıyla anlatamazdım, yeltenmedim.
Tüm Dünya Kupası tarihini kısa kısa hiç sıkmadan anlatabilen, romantik bir şiir edasıyla yazılmış kitap. Çoğu zaman kitabı okurken futbolu unuttum açıkçası. Yazarın böyle şaşalı betimlemeleri bu kadar sade biçimde kullanabilmesi inanılmaz. Biz bu sporu, bu romantik sporu seviyoruz. Gölgede, güneşte; yani her yerde futbol.
Düşünmeye çalışan kişinin yardım çığlığına uzanan ilk el. İçinde bir çok filozofun felsefesi çok güzel bir şekilde özetlenmiş. Kısacası felsefe okuma rehberi gibi düşünebilirsiniz.