işte vediacığım, sevmesini bunlar biliyorlar. susarak sevmesini. erkek susar, kadın da. “beni seviyor musun?” lar yok. “daha az mı, daha çok mu?” lar yok. maziden ve istikbalden şüpheler yok. emniyet yüzde yüz. fedakârlık bitirmiş. “ben seninim, sen benimsin.” o kadar.
“sözlüyüm” diyorlar. bitti. iki taraf da ölünceye kadar öteki için parçalanmayı göze alıyor. sessiz. aşk mektupları, sitemler ve tehditler yok.
mutfakta bir tıkırtı iclâl, mustafasının çorbasını pişiriyor. hep onu düşünüyor. yirmi sene, elli sene hep onu düşünecek. mustafa eşikte görünüyor. sessiz. dil dökmüyor. dil olmayan yerde yalan olur mu? onun bir İclâli var. dünya o. mağrur, susuyor. vazife saati.
iclâl daha çorbayı pişirmedi. ne ciddiyet! sevmesini bunlar biliyorlar. bunlar olmasa dünya ne kadar tenha ve hazin olur.
bizim aşklarımız tam sevgi olamadığı için, mânilere rastladığı için, taşlara çarpan su gibi kabarıyor, sıçrıyor, dağılıyor, gideceği yere rahat gidemiyor. Bütün tereddütlerimiz, şüphelerimiz, korkularımız, itimatsızlıklarımız, küçük görüşlerimiz, kendimize güvenemeyişlerimiz, iç çekişmelerimiz, öfkelerimiz, isyanlarımız, hepsi, hepsi, aşkımızın tam olamamasından, yolunu bulamamasından. bizimkisi aşk değil, aşk hastalığı; onlarınkisi aşk hastalığı değil, aşk.