Zihnimizde herkesi ve her seyi yarglayan bir yargıç vardır. Havayı, kediyi, köpeği bile. İçsel yargıç, her şeyi yasa kitabına göre yargılar. Ne yapıp ne yapmamamız gerektiği, ne düşünüp
ne düşünmememiz gerektiği, ne hissedip ne hissetmememiz gerektiği, her şey ama her şey bu yargıcın tiranlığı altındadır. Yasaya aykırı davrandığımız her hareketimizde, Yargıç suçlu
olduğumuza karar verir. Cezalandırılmamız ve utanç duymamız gerekir. Bu suçlama yaşamımız boyunca her gün defalarca olur. Bu yargılamalardan payını alan bir başka parçamız daha vardır, Bu parçamıza kurban denilir. Kurban, suçlamayı, suçluluk
ve utancı taşımak zorundadır. Bu parçamız şöyle der: " Zavvalı ben. Yeterince iyi değilim, yeterince zeki değilim, yeterince güzel değilim, sevgiye layık değilim, zavallı ben." Büyük yargıç buna katılır ve yanıt verir:" Evet yeterince iyi değilsin." Ve tüm bunlar asla kendi başımıza inanmayı seçmediğimiz inanç sistemine dayanır. Bu inançlar öylesine güçlüdür ki, yıllar sonra bile, yeni kavramlarla karşılaşıp, kendi kararlarımızı vermeye çalıştığımızda bile, yine bu inançların yaşamımızı kontrol ettiğini görürüz.