“Ne yani?” diye bağırdı Viki. Sinirlenmişti. “Kadınların hayattaki tek amacı sevişmek ve analık mı? Senin gibi okumasına izin vermedi diye bütün hayatını annesine duyduğu nefret üzerine kuran ve bu nefreti artık ölmüş bi kadına her an kusmayı ihmal etmeyen, ayrıca... şiirden zevk alan, tarih okumuş bir kadın bunu nasıl iddia eder? Bir kadının bir insan olarak da entelektüel zevkleri ve hırsları vardır Bey-azh Ha-la! Bir kadın her şeyden önce bir insandır. Senin gibi özgürlüğüne düşkün ve bu kadar maço bir ülkede kendi düzenini kurabilmiş bir kadın nasıl olur da kadınlığı yalnızca cinsellik ve anneliğe indirger? Hem beni eleştirene bakın! Sanki sen bunları yapmışsın da...”
Roman ,bir devenin üstünde cenaze konvoyunu çeken ,can dostu Kazangap'ı defnetmeye götüren Yedigey'in zihninde canlanan olaylardan oluşuyor. Yedigey'in zihninden geçenler dünden bugüne geçmişle şimdiki zaman arasındaki kurulan bağ ile aktarılıyor.
Olayların ,Kazakista'nın Sarı Özbek bozkırında, Boranlı Tren İstastonunda geçtiği bu romanda Kazakların o dönemlerde yaşadığı baskılar ,kendi dillerini bile konuşamayacak durumda olmaları, Sovyetler Birliği döneminde yaşanan sosyal kültürel sorunlar eştirel olarak değiniliyor.
Efsane olarak anlatılan hikayelere ilk başta alakasız yaklaşılsa da sonlara doğru hikaye bütünleşiyor.
Kitapta en çok etkilendiğim kısımlar mankurtlaşma kavramı ve Nayman Ana'nın hikayesi oldu.
İyi okumalar.