Uzun Beyaz Bulut Gelibolu

·
Okunma
·
Beğeni
·
12060
Gösterim
Adı:
Uzun Beyaz Bulut Gelibolu
Baskı tarihi:
Aralık 2001
Sayfa sayısı:
318
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751408242
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Remzi Kitabevi
Baskılar:
Uzun Beyaz Bulut Gelibolu
Uzun Beyaz Bulut Gelibolu
"Homeros'tan Fatih Sultan Mehmet'e, Fatih Sultan Mehmet'ten Mustafa Kemal Atatürk'e ve Mustafa Kemal Atatürk'ten günümüze kadar uzanan Doğu-Batı çatışmasını ve bu çatışmanın eksenindeki insanın evrensel özelliklerini, Gelibolu'nun tanıklığında, destansı bir dille anlatıyor Buket Uzuner."
- Prof. Emre Kongar-

"Uzun Beyaz Bulut - Gelibolu, Türk romanında heyecan verici bir yenilik. Savaşın anlamsızlığını, gizemini ve düşmanlığın ötesinde birleştirme mucizesini dünya edebiyatında pek az yazar böylesine sürükleyici bir anlatımla yaratabilmiştir. Buket Uzuner'in yapıtı, roman türünün sınırlarını zorlarken, sinemaya da meydan okuyor. Büyüleyici!"
- Prof. Talat Halman-

Çanakkale 2000

Çanakkale Savaşları'nda ölen büyük dedesinin kayıp mezarını aramak için Gelibolu'ya gelen Yeni Zelandalı genç bir kadın ve Çanakkale Milli Parkı'nda bastonuyla dolaşan Türk Nine'nin akıllara durgunluk veren seksen beş yıllık sırrı...

Çanakkale 1915

Osmanlı teğmeni Ali Osman Bey ile Anzak Er Alistair John Taylor'ın birlikte insanlığa verdiği dehşetengiz ders...

Tarih kitaplarında yer almasına henüz hiçbir milletin izin vermeye hazır olmadığı büyük insanlık sınavı: Aynı adam aynı savaşta iki düşman ülkede savaş kahramanı olur mu? Ya da: Tarih düz okunacak bir metin midir? Ve tarih yeniden yazılmalı mıdır?

Buket Uzuner romancılığının doruklarında bir başyapıta daha imza atıyor.
323 syf.
·5 günde
"Tarih, insan zekasının bugüne kadar yarattığı en tehlikeli meyvesidir." Paul Valery
Fransız düşünür ve şair

"Çanakkale, Yeni Türkiye'nin ön sözüdür."
Fazıl Hüsnü Dağlarca
Çanakkale Destanı

İncelemeye geçmeden önce size birkaç soru sormak istiyorum.
Bir insan aynı savaşta iki farklı ülkede de kahraman olabilir mi?
Tarih düz okunan bir metin midir?
Tarih tamamen objektif yazılabilir mi?
Milliyetçilik nedir? Yurtseverlik nedir?
İnsan yaşarken de yurtsever olabilir mi? Evetse nasıl?
Milliyetçilik ile yurtseverlik arasında nasıl bir ilişki ya da ayrım vardır?
Kadınlar tarihin neresindedir?
Savaşa neden olanlar savaşta ölenler midir?
Savaş romantik midir?
Başka bir ülkeye nefret, öfke duymadan yurdu sevmek mümkün müdür?



Okuma sürecinde ve okuma sonrasında bu soruları sordum kendime. Bu soruların her biri benim için çok önemli. Ancak son soruyu daha da önemsiyorum. Ben hep derim ki: Biz kendimizi, ötekini, sevgiliyi, bir çocuğu, Tanrıyı, doğayı, insanları, yaşamı ve yurdu sevmeyi bilmiyoruz. Severken örseliyoruz. En acısı da sevgimizi besleyen korkularımız, öfkemiz ve kinimiz... Ben burada özellikle yurtseverlik üzerinde durmak istiyorum. Bence bu kitabın okuyana en büyük katkısı, başka bir millete karşı kin ve öfke duymadan yurdun sevilebileceğini sezinletmesi. Ülkemizi sevmemiz için bir düşmana gereksinmemiz yok. Ne yazık ki bu durum sadece bizde değil, çoğu ülkede de böyle. Yurt sevgilerini yabancı düşmanlığı üzerine kuruyorlar. Yunanlı bir gazetecinin Buket Uzuner'e söylediği şu tümce de benim yargılarımı destekler nitelikte: ''Kitabınızı okurken ağladım. Siz Türklerin bu kadar acı çektiğini bilmiyordum.'' Evet ötekinin acılarına yabancıyız. Çünkü yalnızca acı çeken biziz, hep erdemli olan, yüce olan biziz. Öteki pis bir düşman(!) Bütün ülkeler kendi ideolojilerine göre öğretir tarihi. Herkes başka açılardan ele alır. Nitelikli bir yazın ürünü ise gerçeğe bütüncül gözlerle bakmamızı sağlar. Evet benim yurdum işgal edildi, bu işgal sonucu yurdumu savunmak bir hak! Ben de başkasının yurdunu işgal edersem onun da yurdunu savunma hakkı vardır. Asla romantik olmayan savaşın tek gerekçesi de bana göre budur.

SPOİLER VARDIR!

'Uzun Beyaz Bulut' Yeni Zelanda'nın eski adıdır. Yeni Zelanda'nın yerli dilinde 'Aotearoa' denir buna.Uzun Beyaz Bulut'a İngilizler gidip yerleşmeden önce orada Maori denilen Kızılderilere benzer yerliler yaşamaktadır. Yazarın kitabını ''Uzun Beyaz Bulut Gelibolu'' olarak adlandırmasını bu iki sömürüye dikkat çekmek olduğunu düşünüyorum. Maorilerin ve bizim yurdumuzun sömürüsüne... İngilizler Yeni Zelanda ve Avustralyalı gençlerden bir Anzak Kolordusu kurup onları şişirme duygularla savaşa sürükledi. Gencecik insanlar işgalci tarafın nesnesi olarak kullanıldı. Er Alistair John Taylor da o gençlerden bir tanesi. Savaş gerçeği ile yüzleşmeden önce istekle çıkar yola. Gelibolu'ya geldiğinde ise savaşın kitaplarda yazıldığı gibi romantik olmadığını anlar. Savaş vahşettir. İnsanlık dışıdır. En yakınlarının gözünün önünde parçalara ayrılmasıdır. Yaşama dönük umutların ve düşlerin bittiği yerdir. Ne yazık ki onun da abisi yanında yaşamını yitirir. Birçok arkadaşı gözleri önünde kanlara bulanır. Artık evine dönse bile aynı insan olamayacağını sezinler. Savaş bedenini yok etmediğinin de ruhunu parçalara ayırmaktadır. Alistair John Taylor yurdunda bıraktığı sevgilisi Keri'yi düşünür. Onunla yarım kalan öykülerini tamamlayacak bir ruhu yoktur artık. Bir yandan da Türklere hak vermeye başlar. İngilizler'in kendilerini kullandıklarını anlar. Haklı olan Türkler, çünkü burası onların yurdudur diye bir değişim geçirir. İçsel çatışmaları ve sorgulamaları sonucunda bu savaştan sağ çıkacağına, yaşamını yitirmeyeceğine dair söz verir kendine. Bir çatış anında tam kurşun kendine isabet edeceği sırada yere düşer. Ayağı yerde yatan bir Türk'e takılmıştır. O Türk sayesinde ölmekten kurtulur. Yerde bir süre yatar. O zaman diliminde düşünür. İster Türk olsun, ister İngiliz, İster Yeni Zelandalı... Hep kırmızı, akan insan kanı. Daha sonra yaşamını kurtaran Türk ile konuşmaya başlarlar. Türkün ağzına su verir. Onu sırtında taşıyıp o kanlı alandan kurtarır. Sırtında taşıdığı insan Teğmen Ali Osman Bey'dir. Tıpkı kendisi gibi yirmi bir yaşındadır. O da Gelibolu'da bülbülleri dinleyerek annesine sevdiklerine mektuplar yazar. Düşman iki ordunun askerleri bir dostluk kurarlar aralarında. Yaralı bulduğu Teğmen Ali Osman yaşamını yitirmeden önce kendi kıyafetlerini gösterip John Taylor'a giymesini söyler. John Taylor Teğmen Ali Osman öldüğünde onu madalyaları ile gömer. Arkadaşının ne dediğini işte o sırada anlar. Arkadaşının üniformasınnı apoletlerini söküp giyer ve yaşamını böylece kurtarır. İşte burası bir insanlık dersi...
Daha sonra John Taylor'u Meryem adında bir Türk kadını bulur ve onunla evlenir.( Evlenmeden önce onu sünnet eder. Sünnetçi olan babasından öğrendikleri sayesinde bu işin üstesinden kimselere duyurmadan gelir. Sünnet etme olayına yazar romana gerçeklik kazandırmak için değinmiş diye düşünüyorum. Bir de bu durum hoşgörü kavramını nasıl alımladığımızın da bir göstergesi. Bize ne kadar benzerse o kadar hoşgörülü oluyoruz. Hoşgörülü olmak için fedakarlık yapması gereken hep öteki. Tabii Meryem'in de için de yetiştiği kültür bu kadarına izin veriyor. Yoksa yadsımayalım herkese' savaşta ingilizlere esir düşmüş ondan böyle' diyerek aslında John Taylor'un yaşamını kurtarıyor. Bu da az şey değil doğrusu. Hoşgörü ötesi! Ama yine de sünnet olayı korkunç geldi bana)
John Taylor Gazi Alican Çavuş olarak yaşamını Eceyaylası Köyünde sürdürür. Köylüler savaş gazisi diye ona hem acır hem de saygı duyar. Gazi Alican Çavuş ile Meryem'in çocukları olur. Adını sırasıyla Uzun, Beyaz, Bulut koyar.
Bize bu öyküyü anlatan ise kızı Beyaz Hala ve bu öykünün peşine düşmüş Yeni Zelandalı küçük torunu Viki'dir. Bu iki farklı kültürden kadının savaşı anlatması ise ''Kadınlar tarihin neresinde?'' sorunusunu ortaya çıkarır. Ayrıca köylü Türk ninesi Beyaz Hala ile Psikolog Viki kültür ve kuşak ayrımına rağmen birbirlerine yavaş yavaş ısınırlar. O süreç boyunca çatışma da yaşanır. Güç kimi zaman Türk Beyaz Hala'nın elinde olur kimi zaman ise Yeni Zelandalı Viki'nin. Ama sonunda iletişimde eşitlenirler ve sesleri aynı çığlıkta buluşur: Savaş kıyımdır, savaş yıkımdır, savaş ölümdür!
Ayrıca bu iki kadın bize ''Kadın nasıl var olmalı?'' sorusunun da yanıtını verirler. Viki Beyaz Hala'ya : Kadınların tek amacı sevişmek ve analık mı? (...) Bir kadının bir insan olarak entelektüel zevkleri ve hırsları vardır.'' der. Beyaz Hala da ona ''Benim senin meslek sahibi, para kazanan bir karı olmana heç sözüm yok. (...) Amma benim dediğim şo: Kadın kadın gibi olmalı. Yani bir kadın hem akıllı hem de memeli olsun be! Okumuş, meslekli karılar başka işleri yapacağım diye evinde herifiyle oynaşmanın da analığın da vazgeçmeyecekler.'' diye yanıtı yapıştırır. Beyaz Hala haklı aslında. Kadın insanca var olabilmenin bedelini kendi doğasından uzaklaşarak ödüyor. Ne yazık ki durum bu. (Bu arada karı sözcüğü Güney Sibiryadaki Türkçeden geliyormuş. Kadın demek. Bizim kadınlara bakış açımızdan dolayı kötü bir şeymiş gibi algılıyoruz, ama değil. Yine de bana birisi böyle dese hoşuma gitmez, işte aşamıyoruz bazı şeyleri)
(Bir de Yeni Zelandalıların kendileri ile alay eden bir millet olduğunu öğrendim. Viki'de böyle davranıyor yer yer. Bu çok hoşuma gitti. Bence kendini bütün yönleriyle tanıyıp seven bir milletin tutumu bu. Gayet öz güvenli bir tutum. :) )
Gelelim Viki'nin Gelibolu'da bulduğu aşkına. Beyaz Hala'nın torunu Avukat Ali Osman'a. Yazarları bu konuda hiç anlayamıyorum. İki genç yan yana gelince aralarında kesin bir aşk doğması mı gerekiyor? Bir erkekten, bir kadından salt bir sevgili mi olur. Her romanda bir aşk olması bana hiç gerçekçi gelmiyor. Tamam aşk da bir yaşam gerçekliğidir. Aşkın da tarihi vardır. Bunu yadsımıyorum. Ancak her kitapta bu tür kurgulara rastlanması okuyanda bir beklenti oluşturabilir. Unutmayalım ki aşkın varlığı kadar yokluğu da bir gerçekliktir. Ayrıca kızımız Türkiyeli, Oğlumuz Yeni Zelandalı olsaydı belki hoşuma giderdi. Bu kadar basit bulmazdım. Çünkü orada farklı bir durum var. Aşılması gereken bir engel var. Mülk olarak görülen kadının aşkını ailesine ve toplumuna kabul ettirme sorunu. Edebiyat da zaten insanın çatışmalarından beslenmiyor mu?
Not: Nereden nereye geldim. :) Benim incelemelerim genel de uzun olur. Uzun inceleme sayesinde kitabı daha kolay anımsıyorum çünkü. Tamamen kişisel bir alan olduğu gerekçesiyle rahat takılıyorum. Buraya kadar okuyan varsa sabrına özellikle teşekkür ederim.
Not: Bu roman, barışın romanı. Zaten bir savaştan çıkarılması gereken en önemli sonuç da barış olmalı diye düşünüyorum. Herkese öneririm Keyifli okumalar.
323 syf.
·5 günde·9/10
Buket Uzuner in okudugum sanirim 3. Kitabi. Dili diger kitaplarinda oldugu gibi kolay anlasilir, akici ve yalin. Bazi yerlerinde kafam karissada ilerledikce karmasa cozuluyor...Tarihimizin en onemli savaslarindan biri Canakkale Savasi. Ve bu savasa vatanini mudafaa icin katilmis Ali Osman Bey...Cok guzel hikayelendirmis Buket Uzuner. Yuregine kalemine saglik. Okunmasi gerekenlerden derim ...
323 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Kitabın öyküsü, Çanakkale Savaşı sırasında aynı topraklarda savaşmış ataları dışında ortak bir noktası bulunmayan insanların yollarının kesişmesi üzerine kurulu. Yeni Zelandalı bir genç kadın, yaşamını Çanakkale Savaşı'nda kaybetmiş büyük dedesinin en azından mezarını bulabilmek üzere Türkiye'ye geliyor ve iz sürmeye başlıyor. Yolu, Ece Yaylası köyüne düşüyor ve burada bilge nine Beyaz Hala ile tanışıyor. Olaylar da bu karşılaşma ile çok farklı bir boyut kazanmaya başlıyor.

Roman, geçmişle bugün arasında gidip gelen bir çatı üzerine, iki ayrı zaman boyutunu birbirinden net bir şekilde ayıran bir üslupla örülmüş. İnsan okurken, bir yandan bir macera romanının heyecanına, bir yandan ise tarihi bir romanın derinliğine kapılıyor. İki farklı kültürün bakış açıları arasındaki mesafe ile duygular söz konusu olduğundaki benzerlik romanda renkli bir tezat yaratıyor.

Uzun Beyaz Bulut Gelibolu, bir çırpıda okunan ama etkisi hayli uzun süren, çok bilindik sanılan geçmişin gizemini ortaya çıkartan heyecan verici bir roman...
323 syf.
·7/10
Anzaklar ile Çanakkale'de canı pahasına destan yazan kahraman atalarımızın aynı kefede gösterilmesini-hümanist bir yaklaşımla olsa da-hoş bulmuyorum. Bu nedenle kitap edebi anlamda güzel olsa da konu olarak benim hayata bakış açıma ters düşüyor.
323 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Uzun Beyaz Gelibolu... Kitabı okurken bazen Viki oldum, bazen Beyaz hala, bazen Ali Osman ya da anzak askeri... bir taraftan çok çok uzaklardan amacını bilmediği bir savaşa gelen kandırılmış anzak askerleri, bir taraftan vatanı için mücadele eden bizim askerlerimiz; Lazıyla , Kürdüyle , Çerkeziyle ...Ve büyük dedesini arayan Viki , Viki'ye yardımcı olan Beyaz hala, fazla söze gerek yok ... Muhteşem bir roman çok çok beğendim ..
323 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10
Çanakkale zaferinin ne zorluklar altında kazanıldığını kurgulanmış bir hikaye ile hem kendi açımızdan hem de savaşa katılan diğer ülkelerin insanları açısından görmemizi sağlıyor. O kadar severek okudum ki kitabı okumamın üzerinden 1 aydan fazla zaman geçmesine rağmen hala karakterler hayatları gözlerimin önüne geliyor. Buket Uzuner'i in konuları kaleme alışı sade ve anlaşılır olduğu için de hiç sıkılmadan okuyabileceğiniz üzerinde düşünüp milli duygularınızın kabaracağı bir eser olmuş.
323 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Kitabı ikinci okuyuşum olsa da bu seferde farklı tatlar alarak ve gözümden kaçan yerleri görerek okudum. Dünyanın öbür ucundan eceyaylasi köyüne dedesinin izini sürerek gelen , aslında bildiğini düşündüğü tarihi bilgilerin sadece kitaplardan ibaret olmadığını öğrenip aydınlanma yaşayan yeni zelandalı bir turist kızın hikâyesi etrafında geliştiği gorulsede, aslında çok derin bir kitaptır uzun beyaz bulut gelibolu... destanlar yazılarak kazanılan vatan toprağı... daha bilinmeyen nice zorluklar var kimbilir, bugünlere ulaşamamış, anlaşılamamış...
“Benimle beraber burada muharebe eden askerler kesin olarak bilmelidir ki, bize verilen namus görevini eksiksiz yapmak için bir adım geri gitmek yoktur. Uyku, dinlenme aramanın, bu dinlenmeden yalnız bizim değil, bütün milletimizin sonsuza kadar mahrum kalmasına sebep olacağını hepinize hatırlatırım.”
(3 Mayıs 1915 Arıburnu)
Mustafa Kemal ATATÜRK
318 syf.
·5 günde·8/10
Öncelikle kitabı hediye eden sevgili Evren e tekrar teşekkür ediyorum. Kitapta Çanakkale Savaşı Anzak ve Türk askerinin gözünden anlatılmış. Bu savaşta her iki tarafta çok şey kaybetti aslında.Bu iki askerin ortak yönü birbirlerine ait ve sadece 3-4 kişinin bildiği büyük bir sırra sahip olmaları. Kitapta geçen satırlar herşeyin özeti aslında :
“Hem ayrıca bu saatten sonra bu acılarla kimin ilgileneceğini sanıyorsun? İnsanlığın 21. yüzyılda sahip olduğu şu berbat derinliksiz tüketici kimliği içinde kim gerçek ve samimi insanlık hikâyeleriyle ilgilenir? Kim? Politikacılar mı? Diplomatlar, tarihçiler mi? Yoksa milliyetçilik ve siyasallaşan dinle gözleri köreltilmiş cahil ve yoksul halk mı? İnsanlar dedelerimize ait bu olağanüstü hikâyenin üzerine akbabalar gibi atlayıp, onu anında tüketecekler, bize kan ve acıdan başka bir şey bırakmayacaklar Viki. Yeni milenyummuş, 21. yüzyılmış... Hepsi palavra!"
Bu satırlardan sonra bende bazı sırların hiç bilinmemesi sonsuzluğa karışıp gitmesi gerektiğini düşündüm. En doğrusu ve yapılması gereken buydu çünkü.
318 syf.
·Beğendi
Kitabı üniversite hayatındayken okudum. İlk öğretmenlik yılımda da öğrencilerime bir dönemde okuttuğum ilk kitap oldu. Çocukların dönüşleri beni çok mutlu etmişti.
Kitaba gelirsek bence Çanakkale Zaferi dönemini en iyi anlatan roman bu diyebilirim. Şaşırarak ve üzülerek okuyacağınız sürükleyici bir roman. Sırlar açığa çıktığında derinden etkileneceksiniz.
323 syf.
·Beğendi·10/10
uzun beyaz bulut ismi, canakkale savasi'nda bir tepeye dogru yururken kayboldugu soylenen 200 kusur kisilik bir ingiliz alayi'na da gonderme yapmaktadir. bu alay, ustunde uzun beyaz bir bulutun oldugu bir tepeye tirmanmis ancak tepenin diger yanindan ortaya cikmamis ve sonra da kendilerinden haber alinamistir (gorgu taniklari butun alay icinde kayboilduktan sonra yukselip uzaklastigini yemin billah anlatmaktadirlar).
kitapta da bu olay detaylica anlatilmakta ama adam bulutun icinden kosarak gectigi icin hicbir onemi kalmamaktadir. su halde niye uzun uzadiya anlatilmistir, bu sorunun cevabini yazardan baskasinin vermesi mumkun degildir.
323 syf.
·Beğendi·10/10
Akıcı bir tarih romanı.Yaşanan olaylar her zaman daha çok ilgimi çekmiştir.Yazar milliyetçilik,yurtseverlik, emperyalizm gibi kavramları sorguluyor.Sorgulamasında günümüz ve geçmiş,karakterler ve tabi ki hayattaki seçimlerimiz iç içe geçmiş sekilde.
323 syf.
·3 günde·Beğendi·6/10
Çanakkale savaşında ölen büyük dedesinin kayıp mezarını aramak için Gelibolu'ya gelen Yeni Zelandalı Viki, seksen yaşındaki Beyaz nineyle tanışır ve babasının kendisinin büyük dedesi olduğunu idda eder. Bu iddia bütün Türkiye'nin hatta dünyanın gündemine oturur, çünkü bir adam aynı savaşta iki farklı ülkede kahraman olabilir mi? Bu sorunun cevabı akılları karıştıradursun. Beyaz nine ve Viki ellerinde Çanakkale savaşı sırasında yazılmış mektupları birbirine okuyarak sırrı çözmeye çalışırlar. Bakalım çözecekler mi? Okuduğunuzda öğrenirsiniz
... insan kendi ülkesindeyken farkına varamadığı bazı gerçekleri oradan uzaklaşınca görebiliyor.
Buket Uzuner
Sayfa 53 - Everest Yayınları
...Kahramanlık zorla olmaz. Vatana gelince... Burası Türklerin vatanı ve bu savaş bizim savaşımız değil. Bizler, İngilizlerin artık hiç çekinmeden yüzümüze karşı mağrurca söyledikleri gibi sadece "hevesli oğlan çocukları'yız. Asıl kahraman olan Türkler.
Buket Uzuner
Sayfa 139 - Remzi Kitabevi
Aynı güneşi, aynı dünya üzerinde apayrı şartlarda seyretmek! Bilmek bazen can acıtıcı olabiliyormuş, demek...
Buket Uzuner
Sayfa 132 - Everest Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Uzun Beyaz Bulut Gelibolu
Baskı tarihi:
Aralık 2001
Sayfa sayısı:
318
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751408242
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Remzi Kitabevi
Baskılar:
Uzun Beyaz Bulut Gelibolu
Uzun Beyaz Bulut Gelibolu
"Homeros'tan Fatih Sultan Mehmet'e, Fatih Sultan Mehmet'ten Mustafa Kemal Atatürk'e ve Mustafa Kemal Atatürk'ten günümüze kadar uzanan Doğu-Batı çatışmasını ve bu çatışmanın eksenindeki insanın evrensel özelliklerini, Gelibolu'nun tanıklığında, destansı bir dille anlatıyor Buket Uzuner."
- Prof. Emre Kongar-

"Uzun Beyaz Bulut - Gelibolu, Türk romanında heyecan verici bir yenilik. Savaşın anlamsızlığını, gizemini ve düşmanlığın ötesinde birleştirme mucizesini dünya edebiyatında pek az yazar böylesine sürükleyici bir anlatımla yaratabilmiştir. Buket Uzuner'in yapıtı, roman türünün sınırlarını zorlarken, sinemaya da meydan okuyor. Büyüleyici!"
- Prof. Talat Halman-

Çanakkale 2000

Çanakkale Savaşları'nda ölen büyük dedesinin kayıp mezarını aramak için Gelibolu'ya gelen Yeni Zelandalı genç bir kadın ve Çanakkale Milli Parkı'nda bastonuyla dolaşan Türk Nine'nin akıllara durgunluk veren seksen beş yıllık sırrı...

Çanakkale 1915

Osmanlı teğmeni Ali Osman Bey ile Anzak Er Alistair John Taylor'ın birlikte insanlığa verdiği dehşetengiz ders...

Tarih kitaplarında yer almasına henüz hiçbir milletin izin vermeye hazır olmadığı büyük insanlık sınavı: Aynı adam aynı savaşta iki düşman ülkede savaş kahramanı olur mu? Ya da: Tarih düz okunacak bir metin midir? Ve tarih yeniden yazılmalı mıdır?

Buket Uzuner romancılığının doruklarında bir başyapıta daha imza atıyor.

Kitabı okuyanlar 3.182 okur

  • Tuğçe gkan
  • Aslı Aktaş
  • murat haspolat
  • İlknur Usta
  • NESRİN DENİZ
  • Havva vz
  • Ayben Oral
  • Halil İbrahim
  • Burcu göktepe duran
  • Bahriye Güler

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.7 (14)
9
%1.3 (11)
8
%1.2 (10)
7
%0.8 (7)
6
%0.4 (3)
5
%0
4
%0.1 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları