Çok ağır ilerlediğini düşündüğüm bir romanla karşınızdayım. Okurken yazarın kitabın arkasında yazan cümlelerini onaylıyor insan. " Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü olağan seylermis gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık'ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım." Sanki karşınızda bir büyükanne var ve onunla sohbet ederken onun anlattıklarını dinliyormuşsunuz hissine kapılıyorsunuz. 6 nesli o kadar fantastik olaylar içinde anlatmış ki kitabın en başında olan soy ağacına bir süre sonra ihtiyacınız olmuyor. Benim en çok ilgimi çeken sayfalar muz işçileri katliamının anlatıldığı sayfalardı. 5 Aralık 1928 tarihinde haklarını aramak için greve giden işçiler Amerikan şirketlerin orduları kullanmasıyla katlediliyorlar. Kitapta bir tren dolusu insan cesedinin o gece yok edildiği ve ertesi gün okunan bildiride muz işçilerinin bir avuç capulcudan ibaret olduğu söyleniyor.Katliamdan 20 yıl sonra, katliamı araştıran Liberal parti başında bulunan Jorge Gaitán suikasta kurban gidiyor ve aynı gün çıkan ayaklanmada 10000kisi öldürülüyor. Márquez katliamı dile getirenler arasında olduğu için, Nobel ödülü alana kadar hapse atılmak isteniyor. Márquez topraklarına hiç donemiyor. Kitabı içtenlikle tavsiye ediyorum ama tekrar söylüyorum ağır ilerleyen bir roman. Bende merak uyandırmasina rağmen okuduğum bazı yorumlarda merak uyandırmadığından yakınmalar olmuş. Keyifli okumalar.