Tuğçe

Mevzubahis aşk olunca, kadınların müthiş intikamcı yaratıklar olduğuna dair türlü çeşit tevatür mevcuttu. Sanırım, kırık kalplerimizi başka kalpler kırarak, hatta onları parçalayıp çiğ çiğ yiyerek onaran cadılar olduğumuz filan sanılıyordu. Külliyen yalan, hurafe, vesvese! Bir kere, kırılmış kalbin öcü zinhar alınamıyordu. Çünkü başka bir kalbi kırmak, öbürünü tamire yaramıyordu
Aşk
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
“Sır şu: Sevdiğiniz biriyle aranızdaki bağı telafisiz şekilde incitmek istiyorsanız, ona hemen bir sır verin!” “Yani?” “Yani tanıdıklarla konuşmak riskli, ama yabancılardan zarar gelmez. Sizi yargılayacak ya da cezalandıracak kadar önemsemezler çünkü.”
Alıntı
“Cehennemde bile yalnız olmadığınızı bilmek güzeldir. Hiçbir şey yapamazsanız ateşi paylaşırsınız.”
Alıntı
Çünkü etrafındakileri mübalağalı gülücüklere boğanlar ve çevresindekiler tarafından tebessümle yıkananlar başta olmak üzere herkes, aslında kimse tarafından pek de umursanmadığını iyi bilir. Bütün o vıcık vıcık samimiyet gösterileri, manasız sohbetler, hep bu galiz hakikati örtmek için değil midir? İnsanların azıcık iyi niyet görünce ne yapacağını şaşırması boşuna mı? Alışık değiller.
Hayata Dair
Aşk acısı çektiğinizi en kolay, saatlerin güneşte eriyen peynirler gibi uzayışından anlarsınız. Bir de tabii o geçmek bilmeyen vakit boyunca ne düşündüğünüzden. Neden öyle yapmıştı, neden öyle söylemişti? Acaba o da şu an sizi düşünüyor muydu, azıcık da olsa özlemiş miydi? Şu lafı şurada değil de orada söyleseydiniz bir şey değişir miydi? Onu unutmanın yolu var mıydı? Peki neydi? Âşıksanız, matematik profesörlerinin bile başa çıkamayacağı kadar çok olasılık hesabının altından başarıyla kalkarsınız. Her ihtimali masaya yatırır, lime lime edip kareköküne ayırırsınız. Aşk acısının başlıca semptomlarından biri, kendinize işkence ederken sadece gerçeklerden değil, aslında hiç yaşanmamış ihtimallerden de azami biçimde faydalanmanızdır. Dünyadaki başka her şey anlamını yitirir ve siz tümüyle kaknem kederinize odaklanırsınız. Yalnız bu öyle başka kederlere benzemez. İşinin ehli kiralık katiller gibidir. Kalbinizi birbirine eşit olmayan binlerce minik parçaya böler. Tuzla buz olmuş sırça bir vazoya benzeyiverir zavallı kalbiniz. İçindeki çiçekler çoktan etrafa saçılmıştır ve o, birbirine batıp duran parçaların temasıyla kanadıkça kanamaktadır. Hadi buna da kalp ağrısı diyelim. Kalp ağrısı, sabah, öğlen, akşam ve dahi gece peşinizi bırakmaz. Ama en fecisi sabah vardiyasıdır. Bitmek bilmeyen gecelerin sonunda, uykuya dalabildiğiniz o nadir anlarda, rüyalardan yakanızı kurtarıp da kısacık bir süre için her şeyi unutmayı becerebilmişseniz, sabah şaşkın bir tavuk gibi uyanırsınız. Yanlış giden bir şeyler olduğunu bilir, fakat uykudan uyanıklığa devrildiğiniz ilk birkaç saniye, ne olduğunu kestiremezsiniz. Sonra? Dan! Gerçek, olanca ağırlığıyla tam kalbinizin üzerine oturuverir. İçinizde, elinizle tam yerini gösterebileceğiniz bir yerde, göğüs kafesinin ardında, yumruk büyüklüğünde
Aşk