“Her zaman, ne istediğini bilmek zorunda olduğunu anımsa” demişti yaşlı kral. Ne istediğini biliyordu delikanlı ve bu amaç doğrultusunda çalışıyordu.
—-
“Buna ‘lütuf kuralı’ denir”, demişti yaşlı kral. “Acemi talihi. Çünkü hayat senin Kişisel Menkıbeni yaşamanı istiyor.”
——
“Hayallerinden asla vazgeçme,” demişti yaşlı kral. “Simgelere dikkat et”
——
“Bunları neden söylüyorsunuz bana?”
“Çünkü sen, kendi Kişisel Menkıbeni yaşamaya çalışıyorsun. Ve bundan vazgeçmek üzeresin.”
——
“Geriye dönüp kaldığım yerden devam edeceğim” diye düşündü delikanlı.”Ne var ki, Arapçayı koyunlardan öğrenmedim”
—-
Koyunlar, tüccarın kızı, Endülüs kırları onun Kişisel Menkıbesinin menzillerinden başka bir şey değillerdi.
—-
“Belki de Tanrı çölü, insanlar hurma ağaçlarını görünce sevinsinler diye yarattı”
—-
Doğrusu, tam olarak onun istediği de buydu zaten:
Yeni dünyalar tanımak. Piramitlere hiçbir zaman varamayacak olsa da tanıdığı bütün çobanlardan çok daha uzaklara gitmişti şimdiden.
—-
"Yüreğim acı çekmekten korkuyor," dedi bir gece Simyacı'ya.
"Yüreğine, acı korkusunun, acının kendisinden de kötü bir şey olduğunu söyle. Düşlerinin peşinde olduğu sürece hiçbir yürek kesinlikle acı çekmez. Çünkü araştırmanın her anı, Tanrı ve Sonsuzluk ile karşılaşma anıdır.
—-
“Gerçekte kendi Kişisel Menkıbesini yaşayan kimseye karşı hayat cömerttir.”
—-
“Adamlara bakışınız ile boyun eğdirdiniz” dedi.