Gerçekten, gerçekten bütün insanların her biri bir kelime, her biri bir harf gibidir ve hepsi bir araya gelip ya bir sahifeyi, ya bir kitabı meydana getiriyorlar. İşte, Necdet’in gözü önünde serilen bu kitap bir vodvil piyesi kadar gülünç ve bir melodram kadar acıklıdır. Hangi kalem bunun gibi canlı bir eser vücuda getirebilir? Hangi sanatkârın muhayyelesi bu derece tesirli ve mânalı bir mevzu doğurabilir? Bu küçük insanlık kümesinde, büyük insanlıkta olduğu gibi iki unsur durmadan birbirleriyle çarpışıyor! Komedi ve facia... İşte, kendini muvaffak sanan bu erkeğin gururu, işte sevildiğine, beğenildiğine inanan şu kadının sevinci, olgun insanı bir alaycı gülümsemeyle güldürmeden başka neye yarar? Ve sahibi öldüğü dakikada bütün odaları cümbüş sesleriyle çınlayan bu ev, gene o insanın tüylerini ürpertmez de ne yapar?