Tuna Altay

Tuna Altay
@Tuna_Altay
Mühendis
Lisans
İstanbul
31 okur puanı
Mart 2021 tarihinde katıldı
Necdet bunun aksini düşünemiyordu. Hiçbir iman sahibi, Allah’tan ümidini keser mi? İşte, Necdet de Anadolu’dan böylece ümidini kesmiyordu. Hele Sakarya zaferinden sonra onda bu ümit büsbütün kuvvet bulmuştu. Her gün kulaktan kulağa bir umumî taarruz haberi fısıldanıp duruyordu. Mutlaka bu yaz sonuna kadar her şey olacak deniliyordu. Her şey olacak! Bu sözün Necdet’in muhayyelesinde uyandırdığı levha kan ve ateşe bulanmış bir ufuktu. Bu ufuk, önce, uzakta şafak renginde bir çizgi iken yavaş yavaş bütün bir alev duvarı halinde yaklaşacak, yaklaşacak ve nihayet bu şehrin etrafını bir cehennem kemeri gibi saracaktı. O vakit İstanbul, bu koca şehir, bu çağdaş Sodom, bu asi Gomore çatırdayarak her tarafından tutuşup yanmaya başlayacaktı.
Edebiyat
Reklam
Şiirsiz geçen bir günüm sanki ruhuma yapılmış bir saygısızlık gibi
Gün olur başıma Kadar güneş Gün olur başıma Kadar mavi Gün olur deli gibi Gün olur Alır başımı giderim Denizden yeni çıkmış Ağların kokusunda Orhan Veli Kanık
Şiir
Gerçekten, gerçekten bütün insanların her biri bir kelime, her biri bir harf gibidir ve hepsi bir araya gelip ya bir sahifeyi, ya bir kitabı meydana getiriyorlar. İşte, Necdet’in gözü önünde serilen bu kitap bir vodvil piyesi kadar gülünç ve bir melodram kadar acıklıdır. Hangi kalem bunun gibi canlı bir eser vücuda getirebilir? Hangi sanatkârın muhayyelesi bu derece tesirli ve mânalı bir mevzu doğurabilir? Bu küçük insanlık kümesinde, büyük insanlıkta olduğu gibi iki unsur durmadan birbirleriyle çarpışıyor! Komedi ve facia... İşte, kendini muvaffak sanan bu erkeğin gururu, işte sevildiğine, beğenildiğine inanan şu kadının sevinci, olgun insanı bir alaycı gülümsemeyle güldürmeden başka neye yarar? Ve sahibi öldüğü dakikada bütün odaları cümbüş sesleriyle çınlayan bu ev, gene o insanın tüylerini ürpertmez de ne yapar?
Edebiyat
Leylâ’nın dayısının oğlu Necdet mutaassıp bir İngiliz düşmanı idi. Bir İngiliz’e uzaktan selâm vermek, bir İngiliz’le ahbaplık etmek, bir İngiliz’in bulunduğu topluluğa girmek, hatta tramvay ve vapur gibi umumî yerlerde bir İngiliz’in yanına oturmak bile bu genç adam için dayanılmaz bir azap olurdu. Leylâ’ya göre dayısı oğlunun bu hali bir çeşit övünmeden başka bir şey değildi. Gerçi tahsilinin bir kısmını Fransa’da, bir kısmını Almanya’da yapmış olması, edebiyatta en çok Heine’in tesiri altında bulunması Necdet’e fikrî ve estetik bir İngiliz düşmanlığı aşılamış olabilirdi. Fakat ilkin böyle bir yapmacıkla başlamış olması pek ihtimal içinde olan bu duygunun Mütareke’den sonra, özellikle bir Türk aydınının kalbinde, derhal millî bir kin haline çevrilivermesi için ortada sebepler yok değildi. 1920 senesindeyiz. Lloyd George siyaseti bize çoktan yapacağını yapmıştır. Taraf taraf Türk milletinin bütün nefes alma deliklerini tıkamıştır; İzmir’i bir kanlı et parçası gibi Yunanlıların önüne atmıştır. İstanbul’da işgal kuvvetleri fertlerinin halka reva görmediği cefa ve zulüm kalmamıştır. Bu memleketin aydın ve vatansever sınıfına karşı ise âdeta ilk insanların yırtıcı mahlûklara ve ilk Amerika kolonilerinin kırmızı derililere uyguladıkları “kitle halinde yok etme” sistemini kullanmıştır. Gerçi bugünlerde, Türk milletinin uğurlu kuvvetlerini darmadağın eden dişlek siyaset çarkı bir parça durmuş görünüyordu; fakat, “namert Albion”un [İngiliz’in] yarına neler hazırladığını kim tahmin edebilirdi?
Edebiyat

Tuna Altay

, bir kitap okudu
Puan vermedi·334 syf.·
4 günde okudu
·
2021 21. kitabı
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
7.9/10 · 1.064 okunma
Reklam