Ziya Gökalp ile aralarında geçen manzum şakalaşmaya dair üstad Yahya Kemal şöyle söylüyordu:
“Bana ta’rîz etmek istediği bir gün, kafamı târîhin zevklerine kaptırdığımı vesîle bulmuş:
Harâbîsin, harâbâtî değilsin!
Gözün mâzîdedir, âtî değilsin!
demişti.
İrticâl dedikleri nâdir tesâdüfün sevkiyle, ben de kendisine demiştim ki:
Ne harâbî ne harâbâtîyim,
Kökü mâzîde olan âtîyim.”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ah, raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi
Bir baş çevirmesiyle bakar, öldürür gibi
Ah, gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli
Şeytan diyor ki, sarmalı ah, yüz kere, yüz kere öpmeli
Gözler kamaştıran şala ah, meftun eden güle güle
Her kalbi dolduran zile, her sineden ole ole
Yahya Kemal Beyatlı
1 Nisan 1683'te başlayıp 56 menzil katederek 14 Temmuz günü tam 105 günde Viyana'ya varıldı. Belgrad ve Ösek'te geriden gelen birliklerin yetişmesi, asker ve hayvanların dinlenmesi, köprü onarımı gibi nedenlerle günler boyunca beklendi. Menzillerin pek çoğu ise sadece barınma ve geceleme içindi. Geri kalan konaklarda çeşitli nedenlerle 1 ila 3 gün geçirildi. Ordu sefere çıkmadan neredeyse 1 sene önce yetkililer sefer güzergahı boyunca konaklanacak yerleri saptamaya başladılar.