Ego, bilinci sürekli kandırır.
Doyumsuz ve istekleri bitmeyen bir ergenlik çağı, bilincin ortasına oturmuş, bilinci sürekli dürtmekle, çekip çekiştirmektedir. Onu baskılamak zor ve çoğu kez sonuçsuz bir iştir. Egoyu tahammül edilebilir bir noktaya çekmenin tek yolu bilinci genişletmek ve egonun bilinçte kapladığı yeri oransal olarak azaltmaktır. Bilincin toprakları genişledikçe, egonun mızmız sesi daha az duyulacak, bilincin ego dışındaki bileşenleri gelişecek, egonun etkisi azalacaktır. Bilinç yeterince geniş değilse ego onu fethedecek ve bilinç denen şey tamamıyla egodan ibaret olacaktır.
Bilincin bireyle en sıcak ilişkisi, bireyin bilinci sahiplenmesidir ancak... En bireysel görünen davranışta bile, detaylı incelendiğinde "toplumsalın sızıntısı" görülebilir. Bilinç bireysel ölçekte tezahür etse dahi yapıtaşları, tuğlası ve çimentosu toplumsaldadır. Birey, "toplumsal"ın tezahür ettiği mekan parçacıklarıdır. Çünkü birey kendi toplumundan yapılmıştır.
Gerçek kusursuz değildir; taklit ise kusursuz olmaya çalışır. Gerçeğin herhangi bir hedefi yoktur; ne ise odur. Taklidin ise kusursuzluk hedefi vardır; çoğu kez gerçeğe benzemekte aşırıya kaçarak onun ötesine geçer.