Her şey kısırlaştı. Dünyanın külünün bir parçasıyım ben, hiçbir şeyin büyümeyeceği, hiçbir şeyin çiçek açmayacağı, meyve vermeyeceği bir şeyim. 20. yüzyıl tıbbının pek sevimli diliyle, yumurtlayamıyorum.
Bir kadının ıstırap çektiği gibi ıstırap çekmedikleri için erkeklerden nefret ettim. Geberip gidebilir ya da İspanya'ya kaçabilirlerdi. Bir kadın doğum sancıları çekerken onlar eğlenip gülebilirdi. Kadın, ekmeğin üzerindeki tereyağını bile idareli kullanmaya çalışırken onlar gidip kumar oynayabilirlerdi. Erkekler, edepsiz, aşağılık erkekler. Alabilecekleri her şeyi aldılar ve öfke nöbetleri geçirdiler ya da öldüler ya da Bayan Falanca'nın şehvetli dudaklı kocası gibi İspanya'ya kaçıp gittiler.
Ben, sekiz yaşımdan sonra baba sevgisi nedir, kan bağı olan bir erkek tarafından sevilmek nedir bilmedim. Annem benim hayatım boyunca hiç vazgeçmeden sevecek tek adamı öldürdü: Bir sabah gözlerinde asil gözyaşlarıyla içeri girdi ve bana onun tamamen gittiğini söyledi. Bunun için ondan nefret ediyorum.
Ondan nefret ediyorum çünkü babam onun tarafından sevilmiyordu. Babam bir canavardı. Ama onu özlüyorum. Yaşlıydı ama onunla evlenip onu benim babam yapan annemdi. Onun suçu bu. Gözlerine lanet olsun.