"Sizde devlet toplumun var olma, yok olma şartıdır. Siz, farkına varın varmayın, her şeyi devletten beklersiniz. Bizde ağalık almakla olduğu hâlde, sizde elbette vermekle olacaktır. Siz devletinizi talancılıkla suçlarken, Batı kültürünüzle, Batılı devletmiş gibi yargılıyorsunuz. Batı'da ilkçağların kölelik sisteminden bu yana özel mülkiyet kutsal olduğu hâlde, sizin beş bin yıllık toplum tarihinizde devletten başka kutsal hiçbir şey yoktur. Bu açıdan bakınca, Melek Ahmet Paşa'nın ağası devlet işine giderken Bolu paşasının atını çekip alırsa bu talan sayılmaz. Çünkü sizde her iş devlete yararlılığıyla değerlendirilir. Sizde devlet tehlikeye düştüğü zaman devletten sorumlu olanlar, bir dakika önce korkunç suçlamalarla geri ittikleri en akıl almaz sistemi kabullenmekte bir an duraklamazlar. Batı'da bütün monarklar geriliği tuttukları hâlde sizin padişahların apansız ilerici kesilmeleri bundandır."
Patriyot'un sesinde o zamana kadar fark etmediği bir başkalık buldu apansız... Sesi de gevşekti. Konuşmasında, akla da duyguya da bağlanmayan bir kişiliksizlik vardı. "Yatmıyor musun?" derken arkadaşının üşüyeceğini, yorgunluğunu düşünmediği belliydi. Bir arkadaşı koruma istediğinden, ona acıdığından gelmemişti sanki bu soru... Patriyot hiçbir şeyi insan gibi merak da etmemişti ömründe... Bunca yıllık dosttular, hiçbir önemli işte hiçbir soru sorduğu insan rastlamamıştı.
"Herifin ne mal olduğu bu kitaplardan belli... Şuna bak... Tuuu... Oldum olası, kitaba düşkün heriflere güvenmem. Neden mi? Okumaya dalar, kendi adını unutur! Böyleleri işe yaramaz vesselam..."
"Demek şimdi Doktor Münir'de iş yok mu hiç?"
"Yahu bu nasıl soru? Tanımasaydım bile, bu kadar kitabı görmemle anlardım... "
"Yaşlılıkla ilgisi yok yüzbaşım... Bende yaş yirmi iki. Yamyaslıyım yorgunluktan... Atamıyorum üstümden yorgunluğu, ne kadar dinlensem... Bizim yorgunluğumuz gövdemizde değil, ruhumuzda olsa gerek... İki satır okuyamıyorum. Arkadaşlar bilir, Harp Okulu'nda aralıksız okurdum ben... Elime ne geçerse... Abur cubur... Birbirini tutsun tutmasın! Okumazsam geberirim sanırdım. İlk zamanlar cephede bile okumaya çabaladım. Işıksızlık, bir de kitapsızlık bunaltırdı ilk zamanlar beni, soğuktan sıcaktan, bitten, açlıktan çok... 'Bir bitse şu rezillik... Bir atlasam Kurmay Okulu'na... Gece gündüz okuyacağım,' derdim. Şimdi günler, geceler bomboş... Kitaplar yığınla... Birini uzanıp alamıyorum. Alsam açamıyorum. Açsam yarım sayfada bunalıyorum. Dışarıya kulak verip dalıyorum. Sessizlik damarlarımı donduruyor. Pusu yerine girdiğimi birden sezmişim gibi irkiliyorum. Sokakta, kahvede, tramvayda ününiformalıya nasıl baktıklarına dikkat ettiniz mi? Omuzlarımızın üstünde artık apolet değil, yenilginin suçunu taşıyoruz. Daha doğrusu hâlâ yaşamakta oluşun suçunu..."
Gerçek romantikler ne kadar yumuşak hatta gözü yaşlı görünseler, gerçekten üzülmezler. Çünkü romantik olmak bencil olmaktan gelir bence... Gerçekten üzülebilmek için insanın gerçekçi olması gerekir.