Kendisine ayrılan zamanın sınırlı olduğunun ve bir gün yaşamanın sona ereceğinin bilincinde olmak, insanı anlamlı yaşayıp yaşamadığı konusunda kaygılandırır. Anlamlı bir yaşamı gerçekleştiremeyen insan için için suç
lanır ve bu duygusuyla yüzleşmemek için pekiştirdiği kaçınma mekanizmaları giderek kendisine daha da yabancılaşmasına neden olur.
Ana-babanın çocuğu açıkça reddetmesi ya da bu duygusunu bilinçdışına iterek çocuğunu aşırı koruması ya da ondan kusursuz davranışlar beklemesi, kendi yalnızlığını gidermek için çocuğuna aşırı düşkünlük göstererek büyümesini engellemesi ve de ulaşılmamış amaçlarını çocuğun gerçekleştirmesini beklemesi gibi kusurlu tutumları çocuğun gelişimini aksatır ve benliğinin sınırlarını oluşturabilmesini engeller. Böyle bir çocuk, yetişkinliğe ulaştığında, yakın insan ilişkilerinde ve özellikle karşı cinsle olan ilişkilerinde, benliğinin eksik kalmış sınırlarını birlikte olduğu kişiyle tamamlamaya çalışır.
Tevhid inancı (îman bilinci),
Anne babaya iyi davranmak (vefa bilinci),
Namaz kılmak (ibadet bilinci),
Hep doğrunun yanında olmak ve onu savunmak (tebliğ bilinci),
Kibirden (büyüklenmekten) ve ucuptan (kendini beğenmekten) kaçınmak
(Ahlak bilincini aşılar)
Çocuğunu din, ahlak ve düşünce yönüyle eğitmek ve onda bir bilinç oluşturmak ister.