Gözyaşının hiçbir faydası olmadığını anlamak için Yahudilerin Kudüs'te yüzlerce yıldan beri her cumartesi günü başlarını dayayıp ağladıkları taşı ziyaret ediniz: Yüzlerce gözyaşı, bu ağlama duvarını bir santim aşındırmamıştır.
Suriye'de Hristiyanlık-Müslümanlık; Filistin'de Araplık-Yahudilik; Hicaz'da Şeriflik-Vehhabilik meseleleri, bizzat Türk - Arap meselesinden daha azılı idi.
Tren varken Adana'dan beri yayan yürümekte olan üç bin kadar zayıf, soluk ve üstü başı yıpranmış Türk çocuğu, yorgun argın önümüzden geçtiler. Biliyor musunuz nereye gidiyorlardı? Aden'e!
Suriye, Filistin ve Hicaz'da:
- Türk müsünüz? sorusunun birçok defalar cevabı:
-Estağfurullah! idi.
Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş ne de vatanlaştırmıştık.
Osmanlı, buralarda ücretsiz tarla ve sokak bekçisi idi.
Sokakta aynı arabaya binen kadın ve erkeklerden karı-koca vesikası sormamak hemen hemen inkılapçılık gibi ileri hareketlerdendi. Gözleri Mustafa Kemal gününde açılmış olanlara, 1913 avuntuları ne kadar gülünç gelir!