George Orwell’in 1984 romanını, sekiz ayın sonunda nihayet bitirebildim. Sekiz ayda roman mı okunur diye istihza edecekler, ola ki varsa, ben bunun "ayırdında" olayım yahut olmayayım, bundan sonra yazacaklarımı da lütfedip okumasınlar/beni takip etmesinler, çünkü daha evvel nesir/düzyazı sev(e)mediğimi defaatle söylemiştim... 38 yaşımı bitirmeye haftalar kaldığı şu demlerde, ilk defa bir romanı okuyup bitirmiş oldum. Yani okumaya başlayıp da bitirdiğim ilk roman, 1984’tür. İyi ki bu kitabı ortaokul, lise veya yirmili yaşların sonuyla otuzların başında okumamışım. Hiçbir şey anlayamazdım. Gerçi yine de anlayamadığım, kafama yatmayan mevzular var ama nasip bugüneymiş. Kitabın sonunu tabii ki söylemeyeceğim, fakat beklediğim gibi bitmedi... Tek diyeceğim, bu kitabı, aşırı iyimser olan insanlar, yüksek beklentilerle okumasın. Tavsiye vermeyi sevmem ama şahsî tavsiyemdir. Ben, karamsar bir insan olmama rağmen romanın beklediğim gibi bitmemesine üzüldüm ve roman boyunca devam eden karamsar tablodan rahatsız olmadım. İyimser insanlarsanız ve ben iyimserim ama okuduğum şeyler beni öyle çok etkilemez/üzmez/sevindirmez; hayatıma yine devam ederim, tesiri sürse bile uzun sürmez diyorsanız, okuyun elbette. Hem de derhal okuyun. Ama aşırı karamsar birisiyseniz, beklentilerinizi ve duygularınız silerek bu kitabı okuyun derim. Fakat siz yine de bana bakmayın... İşbu tavsiyeler, benim şahsımı alakadar ediyor, efkarıumumiyyeyi değil.
Bu romanı, sekiz ayda da olsa bitirmemdeki sebep, Celâl Üster’in akıcı çevirisi olabilir. Gerçi, çevirisinde uyduruk kelimeler ve günlük hayatta kullanmadığımız sözcükler olsa da, oldukça akıcıydı. Normalde taş çatlasa üç ayda bitirilebilecek (bir kitap kaç günde/ayda/senede biter, hiçbir fikrim yok!) bir kitabı eğer bendeniz sekiz ayda bitirdiysem, bu