Tahsin Yücel, bu kitabı 2006 yılında 2073 yılının kimine göre ütopyası ama çoğunluğa göre distopyası olarak yazmış. Yakın dönemde bir Türk yazarın böylesine cesur ve gerçekçi hayalcilikle 2073 Türkiyesi’ni betimlemesi benim çok hoşuma gitti.
Cihangir’in ortasına dikilmiş gökdelenlerin günün birinde yargının bile özelleştirilebileceği fikrini insanların aklına getirmesi, insanların yerden ne kadar yüksek olursa itibarının da o kadar yüksek olacağı fikrinden, yılkı insanları tabirini literatüre katmasına kadar okudukça merak edeceğiniz ve kitabı bitirdikten sonra, “Biz bu işin şu anda neresindeyiz” diyeceğiniz bir kitap.
Kitabı daha okunası hale getiren bir diğer faktör ise karakterlerin isimlerinden, davranışlarına kadar gerçeğe çok yakın olması. Hepimiz bu kitabı okurken Can Tezcan'ı birilerine, Sabri Serin'i birilerine, gazeteci Cüneyt Ender'i mevcut en popüler bir gazeteciye benzetiyoruz.
Kitapta iyi/kötü karakter ayrımı olmayıp, birçok karakterin gri'liğini okuyucunun seçmesi beni etkileyen başka bir unsur oldu. Özellikle ana karakterin salt adaleti temsil etmeyişi ancak tamamen haksızlığın koruyucusu olmaması da benim hoşuma gitti.
Yılkı insanları tabirini bizlere kazandırıp, üzerine düşünmemizi sağladı. Hala daha bu kitabı okuyup da, "Acaba ben şu an bir yılkı insanı mıyım?" sormayan yoktur diye düşünüyorum. Beni maalesef kitabı okuduktan sonra karamsarlığa sokan bu düşünce, birçok insanı da eminim 2026 Türkiye'sinde anlam arayışına itecektir.
Sözün özü, Orwell’ın 1984’ü, Zemyatin’in Biz’i, Huxley’ın Cesur Yeni Dünya’sı alanında ne kadar değerliyse, Tahsin Yücel’in Gökdelen’i de Türk edebiyatı açısından oldukça önemli.
8/10.