Bugün hâla varlığını sürdüren bir Sioux kabilesi olan Lakotalar, bir insan doğadan uzaklaştığında yüreğinin katılaştığına inanıyorlar. İşte o gökdelenlerin tepesindeki bu insanların da doğayla ve insanlarla ilişkisi kesiliyor.
Uzun bir pazar günü daha geçip gitti, anne şimdi toprağın altında yatıyor, ben işime döneceğim, sonuç olarak değişen hiçbir şey yok, diye geçirdim içimden.
Hücremi değiştirdiler. Bu hücrede uyandığım zaman gökyüzünü görüyorum, bir tek onu görüyorum. Günlerim göğün çevresinde, gündüzü geceye bağlayan renklerin soluşunu seyretmekle geçiyor.
İnsan bilmediği konularda hep abartılı fikirlere sahip olur. Oysa tersine, her şeyin basit olduğunu kabul etmek zorundayım.
Başkalarından daha erken ölecektim, orası aşikârdı. Ama herkesin bildiği gibi, hayat yaşamaya değmez. Aslında, doğal olarak başka kadınlar ve başka erkekler yaşamaya devam edeceklerine, üstelik bu binlerce yıl böyle sürüp gideceğine göre, ha 30 yaşında ölmüşsün ha 70; bir önemi olmadığını biliyordum.
Arild elini dizime koyuyor, ben elimi elinin üzerine koyamıyorum, o da elini geri çekiyor. Ona yaslanabilirdim, yaslanmak isterdim ama yaslanmıyorum.
Hiç biraz daha kal demiyor, ben de hiç biraz daha kalayım mı diye sormuyorum.