Hiç farkına varmadan babası olmuştu. Kalbini karısına açmayan, evinin dışındaki hayatı evinin içindekinden daha önemli bulan, evdeki yürek sızılarını anlamayan, anlasa da umursamayan, çehresi daima asık, sesi daima gür ve azarlamaya hazır babası.
Konsolun aynasında yüzünü gördü. Aynı açık alın, sert hatlar, keskin bakışlar. Elini saçlarına götürdü, kolunun hareketinden aynaya yansıyan yine babasıydı. Geriye doğru taranmış, gümüşsü saçlarına dokunan parmaklar da onundu. Bir zamanlar yüzüne kapıyı çarpıp terk ettiği adam içine girmiş, orada sessizce ve yıllarca yaşamıştı.
Çocukken bizi korkutan, üzen, canımızı yakan otorite figürünün yarattığı çaresizlikle baş etmenin en ilkel yollarından biri, bilinçdışı bir şekilde onun gibi olmaktır. Karakter, babasının evdeki o "sesi daima gür ve azarlamaya hazır" halinin yarattığı kaygıyı, büyüdüğünde bizzat o gücü eline alarak, yani babasına dönüşerek telafi etmeye çalışmaktadır.