"Mümin müminin aynasıdır"
sırrına râm olup, nazar eylediğim bir ayna değilmişsin...
Ve ben artık nihayet; O basireti mühürlenmiş körler çarşısında, Gönül aynası satan behresiz bir bezirgânım bu fâni pazarda...
I
rüknettin’in aynalarda ağladığı kadar var.
bir mevsimin kıyısından tutarsan rüknettin
kurak ovalara yağmurlar yağar,
ayak bileklerinden kavrarsan bir harfi,
kalbin şiir olup vadilerini sular.
senin de vadilerin vardır rüknettin!
kehanetler kurarsın, yağmalarsın kendini
kurtarıp o yangında ilk önce kalbini
niyedir, aynalarda azalır sesin.
II
doktorum
ben bu kalbimi sarınır örtünürüm
kış gecelerinde o nu yakar ısınırım
üşürsem helak olacağımdan korkarım.
doktorum
gayya kuyusuna inmek istemem
bana bir ip uzat, yağmurlar istemem
aynaları kırarım,suretimi istemem
mevsimler dönedursun, bu dünyayı istemem
yalnız Allah’ı anmak isterim
ben Allah’ı isterim.
III
"Onlar yeryüzünde dolaşmadılar mı ki düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? Çünkü gözler kör olmaz; asıl göğüslerdeki kalpler kör olur."
(Hac 22:46)
Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, oldukça sürükleyici başlayıp içine çeken bir yapıya sahip olsa da bir süre sonra aşırıya kaçan mekân ve fiziksel betimlemeleriyle (o eller, yüzler, bitmek bilmeyen şehir tasvirleri...çok fazla) okuru biraz yorabiliyor. Hikâyenin kendisi çok dinamik veya güçlü olmasa da Zweig’ın o bildiğimiz derin psikolojik çözümlemeleri bu açığı kesinlikle kapatıyor.
Kitabın en çarpıcı yanı, Mrs. C.’nin içine düştüğü o büyük paradoks. Mrs. C., kumarhanede karşılaştığı genç adamın kumar bağımlılığına, hayata karşı bu yıkıcı tutumuna derinden üzülüyor ve onu bu bataktan kurtarmak istiyor. Bir tutkunun, bir insan ruhunu bu denli zehirlemesine katlanamıyor. Ancak asıl ironi tam da burada başlıyor: Genç adamı kurtarmaya çalışırken, aslında kendisi de adama karşı hastalıklı bir tutku beslemeye başlıyor. Kumarbaz gencin sabaha karşı büyük bir hırsla kumarhaneye koşması ile Mrs. C.’nin ertesi gün trene yetişmek için gösterdiği o körü körüne çaba aslında aynı şey. İkisini de harekete geçiren, mantığı devre dışı bırakan birer bağımlılık.
Mrs. C.’nin sadece yirmi dört saatlik bir kesitin, hayatının geri kalan tüm yıllarını esir almasına izin vermesi ve yaşlılığında bile hâlâ o günün yasını tutması, tutkunun insanı nasıl ömür boyu zehirleyebileceğinin en somut kanıtı.
Bu kitaptan kendi adıma çıkardığım en büyük dersler şunlar oldu:
Tutku, yalnızca dengede kaldığı sürece iyidir. Kontrolden çıktığı an sahibini tüketir.
Merhamet, her koşulda doğru bir erdem değildir. Karşınızdaki kişi; hırsı uğruna her kuruşunu harcamaya hazır, kumar uğruna herkesi ve her şeyi satabilecek biriyse, sırf hislerin ya da anlık bir tutkunun peşinden giderek hayatınızı onun için feda etmek büyük bir yanlıştır.
Açıkçası kitaba başlarken beklentim bir Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu