Kutsanmış kalabalıklar
Kristal mağaralarda
Neşe içersinde yaşamaktaydı
Nehirlerin ve ağaçların
Çiçeklerin ve hayvanların insanca bir anlamı vardı,
Damaklarda daha bir tatlıydı şarap
Onu insanlara sunduğu için
Tanrıların çiçeklenen gençliği
Altın renkli buğdayın
Dolu demetleri
Tanrısal bir armağandı.
Aşkın esrikliğindeki sevinçler
Kutsal bir hizmetiydi
Tanrısal güzelliğin.
Böylece yaşam
Sonrasız bir şenlikti
Tanrılarda ve insanlarda.
Ve çocuksu bir tutumla onurlandırmaktaydılar
Bütün kuşaklar
O narin ve güzel alevi
Dünyanın en yüce varlığı olarak.
Az zaman kaldı,
Sonra kurtulacağım,
Ve sarhoş, uzanacağım
Aşkın kucağına.
Sonsuz yaşam
Dalgalanıyor içimde tüm gücüyle,
Yukarıdan aşağılara bakıyorum,
Oralardaki sana.
Bir toz bulutuna dönüştü tepe ve bulutun içinden sevgilinin bulanık yüz çizgilerini gördüm - Gözlerinde sonsuzluk dinleniyordu - ellerini tuttum, ve gözyaşları parlak, kopmaz bir bağa dönüştü. Binyıllar, fırtınalar gibi uzaklara kaydı - Onun boynuna sarılıp yeni yaşam için haz dolu gözyaşları döktüm. Bu, sendeki tek rüyaydı. Uçup gitti, ama geride yansıması olarak gecenin göğüne ve onun güneşine, sevgiliye olan o sonsuz ve sarsılmaz inanç kaldı.
Kutsal dünyanın
Yüce müjdecisinin,
Bakıcısının
Kutsanmış aşkın ödülü,
Sen geliyorsun, sevgilim -
Gece geliyor -
Hazla doluyor ruhum -
Geçip gitmiş yeryüzünün gündüz vakti
Ve sen yine benimsin.
Derin ve kopkoyu gözlerine bakıyorum,
Sevgiden ve mutluluktan başka bir şey göremiyorum.
Diz çöküyoruz gecenin mihrabında
Yumuşak yatağa -
Dökülüyor kılıflar
Ve sıcacık temastan alev alırcasına
Korlaşıyor tatlı kurbanın
Katıksız ateşi.
Korku dolu bir özlemle görmekteyiz
O zamanın karanlık geceye sarındığını,
Asla dinmeyecek yakıcı susuzluk
Böyle bir zamanda.
Yapmamız gereken, vatana gitmek
Ve kutsal zamanı öylece görebilmek.
Nedir hâlâ alıkoyan bizi dönmekten,
En sevilenler çoktan çekilmişler dinlenmeye.
Mezarları yaşamlarımızı engellemekte,
Şimdi içimizi korku ve acı doldurmakta.
Kalmadı artık arayabileceğimiz bir şey -
Yürek doymuş - ve boşalmış dünya.